16 Ekim 2026 Cuma

Kuşlar Üzerine


Bir kuş bir insanın hayatına bu kadar mı etki eder. Onun evdeki ilk gününü hatırlıyorum. Ürkek gözlerle etrafa bakışını, beni uzaktan dikkatle süzüşünü. Bırak muhabbet kuşunu, genel olarak kuşlar hakkında bile doğru düzgün bir fikrim yoktu. Daha önce diğer canlılarla ilgili deneyimlerim uzaktan yemek vermek, uzaktan gözlemlemek, bazen balkona gelen kuşlara bulgur ve buğday koymaktan ibaretti. Zaten bir canlının ticaret uğruna alınıp satılması bana göre olmadığı için deneyimlerim bundan ibaret olacaktı. Sonuçta hayatımda petshopun kapısından içeri girmiş biri de değildim. Ancak, ona artık bakamayacağını söyleyen birisi nedeniyle artık evdeki bu canlıyı uzaktan dikkatle süzen bir insan vardı.

Bir süre böyle uzaktan birbirimize bakıştık. Ben en tuhaf kuşlardan birisiyle mi karşılaştım orasını bilemem ama felsefeyle ilgilenmemin etkisiyle mi bilmiyorum; ancak onun en tuhaf insanlardan biriyle karşılaştığını söyleyebilirim. Sonuçta dünyada bir kuşla felsefe muhabbeti yapan, hatta fikir vermesi için ona felsefi sorular soran birisi çok fazla gözükmezdir diye düşünüyorum. Hatta sonradan beni taklit etmeye çalıştığını anlayınca, kendi düşüncelerimi söylediğim zaman; beni onaylasın diye elimi aşağı yukarı sallıyordum. O da kafasını yukarı aşağı sallıyordu. Bu benim için bir onaylama işaretiydi. Bu benim için bir zaferdi. Çünkü muhabbet kuşumdan doğayı, yaşamı, evreni daha iyi tanıyacak değildim. Onun gerçekten yaşadığı dolaysız deneyimleri ben ancak taklit edebiliyordum.

Ancak ilk başta aramız bu kadar iyi değildi. Bu ilginç ve gizemli gözüken canlıyı daha çok tanımak istiyordum. İnternetten bir araştırma yaptım. Kuşların yüzyüze olmayı sevdiği yazıyordu. Kuşun yanına gidip onun gibi sesler çıkararak yüzümü uzattım. O da karşılık verdi. Artık o günden sonra, ikimiz aynı sürünün parçasıydık. Bu iki kişilik dev bir sürüydü bizim dünyamızda.

Onu tanıdıkça muhabbet kuşlarının sezgisel bir akla sahip olduğunu anladım. Belki insan gibi yapmıyordu ama bir çıkarım yapabiliyordu. Olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurabiliyordu. Beni görmediği zamanlarda üzüntüsünü belli ediyor, beni gördüğü zamanlarda sevincini gösteriyordu. Beni ve diğer insanları tanıyor ve bana ayrı bir değer veriyordu. Bu bir sürü davranışıydı ama insan toplumu da bir çeşit sürü değil miydi zaten? Kuşum boyutuna göre ne kadar zeki olabiliyorsa o kadar zekiydi işte. Yani oldukça zekiydi. Peki o halde onun bir insan gibi hissetmediğini, onlar gibi üzülmediğini, kederlenmediğini onlar gibi bir acı çekmediğini kim iddia edebilir ki? Böyle bir şeyi kim nasıl kanıtlayabilir ki? Biyolojik doğası ne kadar sınırda bir tepki vermesine izin veriyorsa, o da o kadar bir tepki veriyordu işte. Tıpkı insan gibi.

Bunu anlamaya başlayınca, Petshoplarda kafes içerisinde gördüğüm canlılara katlanamaz oldum. Kuşum sayesinde mecburen gidiyordum ama oradan koşarak çıkıyordum. Dişlerimi sıkarak ilerliyor neden oradaki camı aşağı indirip onları serbest bırakamadığımı düşünüyordum. Bir keresinde kafesin içinde beni izleyen, aynı muhabbet kuşum gibi süzen bir kuş görmüştüm. Bir daha oraya gitmeye hiç cesaret edemedim.

Zamanla ona hayran olmaya başladım. Günde 5 dakkalık, gagasıyla rutin bir tüy tarama seansı ile mükemmel estetik bir görüntüye sahipti. Kuaföre gitmesine gerek yoktu. Makyaj yapmasına gerek yoktu. Manikür pedikür yapmasına gerek yoktu. Banyo yapmasına bile gerek yoktu. O beş dakka yeterliydi. Onu kokladığımda her zaman o doğa, orman gibi kokuyu alabiliyordum. Kendimi bir anlığına da olsa yeşil ağaçların, çiçeklerin arasında hissedebiliyordum. Onun doğal bir kokusu, görüntüsü vardı. Ben ise tıraş olmasam, kuaföre gitmesem mağara adamlarına dönerdim. Sonuçta o bir zamanlar doğaya hükmeden bir dinazor neslinden geliyordu. Ben ise sıradan bir pirimattım. Onun asilliğinin bilincindeydim.

Ondan çok şey öğrendim. Anda kalmayı öğrendim. Ana odaklanmayı öğrendim. Her zaman, şimdiki anda olduğumu öğrendim. Her zaman farklı yolların olabileceğini öğrendim. Evet, felsefi düşüncelerinde bir kuştan yoğun olarak da etkilenmiş birisi vardı şimdi burada.

Benimle alay edilebilir. Benimle dalga geçilebilir. "Dünyada bu kadar yoksulluk, ölüm varken burada ne saçmalıyorsun?" diye sorabilirsiniz bana. Beni dikkatle izleyen o canlı, beni gagasıyla beslemeye çalışan, benim yüzüme kendince gagasıyla bakım yapmaya çalışan, sabahın köründe ötüp beni uyandırmaya çalışan o canlıyı bir daha göremeyeceksem, bir daha duyamayacaksam insanların düşünceleri benim artık umrumda olur mu sanıyorsunuz?

Evet belki de alay edilmek için bunları yazıyorum. Evet bir kuştan felsefe öğrenen birisiyim.

Benim söylediklerimi hiç umursamazdı. Ses tonumdaki frekansa bakardı. Tam frekansı yakaldığında hareketlenirdi. Kafesinin kapağı hiç kapanmadı. O da bunu bilir ve hemen yanıma gelirdi. Şimdi doğa felsefecisi olan kim? Önemli olanın "enerjinin üretim frekansı" olduğunu nerden biliyordu ki bu canlı? Bana bunu nasıl öğretti?

Bunu yazıyorum ki, bu düşüncelere katlanamıyorum. Başkaları da bunu bilsin, hatta benimle eğlensin istiyorum. Kendimi yatıştırmaya çalışıyorum. Yoksul bir ailede, çevrede büyüdüm; yoksul bir öğrencilik hayatım oldu, hala da yoksul sayılırım. Buna rağmen hiç bu kadar varoluşla yüzleşmemiştim. Düşüncelerim dondu ve hiçbir şey düşünemiyorum.

İlk geldiğinde adının Maşuk olduğu söylendi. O modern bir kuş olsun istedim, bu aramızda bir şakaydı; adını Mathilda olarak değiştirdim.

Mathilda, 15.10.2026