prodeterminizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
prodeterminizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2025 Cumartesi

Zamanın Süperpozisyonunun Olasılıkçı Deterministik Formülasyonu


Bir önceki kısa makalemizde; zamanın süperpozisyonu teorimizin, Feynman'nın yol integrali teorisiyle matematiksel olarak konumunu göstermeye çalışmıştık. Zamanın süperpozisyonu; büyük üstat Yılmaz Öner'in tarihin en heyecan verici bilimsel teorilerinden birisi olan olasılıkçı deterministik (prodetermizm) teorisinin, bizim geliştirdiğimiz bir yorumuydu. Bu büyük düşünürün gerçeklik ve zamanın doğasına yönelik derin sezgileri, bizim için bir ilham kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor.

Bu büyük düşünüre göre madde; bir olanaklar deposu olarak tanımlanmıştı. İnsanlar tarih boyunca, gerçekliğin hep bir yönünü izliyor ve hep onu deneyimleyip ölçüyordu. Ancak, gerçekliğin maddenin içsel doğasındaki bir yönü daha vardı ki bu; virtüel gerçeklik dediğimiz, aktüel her anı bir 'zaman enlemi' şeklinde bölen alternatif enerji olanaklarıydı. Bu büyük düşünür pozitivist ontolojinin sınırlarına meydan okuyor; makro ve mikro alem arasında, bütün insanlığın aradığı bir köprü inşa ediyordu. İşte onun 'zaman enlemi' kavramı şimdi; bizim teorimizi yol integrali ile gösterirken bahsettiğimiz temel spekülatif bir problemi giderip, açıklığa kavuşturmamız için ilham kaynağı olacak.

Zamanın süperpozisyonu teorimizde artık; zaman da, uzay gibi bir koordinattı. Ancak, bu koordinatı ilerletecek bir parametreye ihtiyacımız vardı. Biz bunu, 'ʊ' olarak tanımlamıştık. Ancak buradaki, '(x(ʊ),t(ʊ))' parametresinin ne olduğu spekülatif bir konuydu. Yani, fiziksel bir gerçekliği yok gibiydi. İşte burada; Yılmaz Öner'in olasılıkçı determinizm teorisindeki 'zaman enlemi' kavramıyla, artık aksiyonumuzu fiziksel bir gerçekliğe kavuşturup, matematiksel bir şekilde gösterebileceğiz. Zamanın virtüel boyutu olarak, dışsal zamandan (t) bağımsız maddenin içsel bir koordinatı (zaman enlemi) vardır ki; işte bunu '' olarak sembolize edeceğiz. Yani artık parçacığın durumu; x(t) (konumun zamana göre değişimi) ve (t) (içsel zamanın dışsal zamana göre değişimi) olarak tanımlanacak. Yani artık aksiyon şu şekilde olacaktır:

Prodeterministik Aksiyon: S[x(t) , (t)]

Artık, '(x(ʊ),t(ʊ))' gibi bir parametreye ihtiyacımız yok. Parametremiz artık, bildiğimiz duvardaki saatin ölçtüğü aktüel (t) zamanı. Yol integralimiz artık, virtüel zaman () üzerinden ilerleyecektir. Şimdi zaman enlemi için, aksiyonumuzu nasıl inşa edebileceğimizi gösterelim.

Fizikte aksiyon (S); Lagranjiyen'in (L), zamana (parametreye) göre integrali alınarak bulunur. L; sistemin kinetik enerjisi (T) ile potansiyel enerjisi (V) arasındaki farktır. Yani, L = T - V şeklindedir. Şimdi bulmamız gereken, teorimizdeki T ile V'nin neyi ifade ettiğidir.

Önce, hareketin enerjisi olan kinetik enerjiyi göstermeye çalışalım. Bizim teorimizde iki çeşit hareket vardır. Birincisi; hız: i = dx/dt şeklindeki dışsal harekettir. İkincisi; hız: i = d/dt şeklindeki, zaman enlemi içerisinde teorimizin imzası olan içsel harekettir. Yani teorimizde hareket artık, şu şekilde gösterilir: T = Tuzay +  Tzamanenlemi

Sistemdeki kinetik enerjiyi standart formülasyon içerisinde artık, şu şekilde gösterebiliriz:

T = 1/2mi2 + 1/2ki2

Burada; '1/2mi2' standart kinetik enerjiyi, '1/2ki2' ise zaman enlemi içerisinde haraket etmenin kinetik enerjisini ifade eder. Buradaki 'k', olasılıkçı determinizm teorisinin öngördüğü yeni bir doğa sabitidir. 'k', zaman enlemindeki eylemsizliği temsil eder.

Şimdi, sistemimizdeki potansiyel enerjiyi tanımlamaya çalışalım. Potansiyel, bir sistemin tercihlerini temsil eder ve sistem her zaman bunu minimize etmeye çalışır. Sistemimize artık standart potansiyelin yanında; aktüelleşme potansiyeli ve uzay - zaman etkileşim potansiyelini de ekliyoruz. Olasılıkçı deterministik potansiyel enerji, artık şu şekilde gösterilecektir: V = Vuzay + Vaktüelleşme + Vetkileşim

Vuzay yani V(x); standart uzay potansiyelidir. Parçacığı uzayda bir yere çeken şey olarak tanımlanır.

Vaktüelleşme; teorimizin ana dokunuşunu yaptığı alanlardan birisidir. Maddenin 'içsel zamanının' (), 'dışsal zamana' (t) bağlanmasını sağlayan değerdir. Zamanın bir yayını temsil eder. Maddenin içsel doğasındaki virtüel enerji alternatiflerinden birisinin, aktüel hale gelmesini işaret eder. Aktüelleşme potansiyelini şu şekilde formüle ediyoruz:

V(,t) = 1/2α ( - t)2

Buradaki 'α', teorimizdeki yeni bir doğa sabitidir. Peki bu matematiksel ifade neyi söylemeye çalışıyor? Bu formül; maddenin içsel zamanının yani 'nin, dışsal zamandan yani t'den uzaklaşmasına kesilen cezayı temsil etmektedir. Yani sistem, ' = t' durumunda en düşük enerji durumundadır. Yani madde, bu duruma tutuklanmaya çalışmaktadır. Yani; ' = t' durumu, şimdiki anı temsil etmektedir. Ancak parçacık bu potansiyel etrafında süperpozisyondadır. Yani, ' ≠ t' durumunda olma potansiyeli her zaman vardır. İşte bu, zamanın süperpozisyonunu ifade eder.

Vetkileşim; teorimizin bir başka yönünü yansıtır. Bu, uzay - virtüel zaman arasındaki etkileşimdir. Bunu, V(x,) şeklinde ifade ediyoruz. Yani bu ifade; parçacığın uzaydaki konumuyla, içsel zaman enlemi arasındaki ilişkiyi temsil eder. İşte bu sembolizasyon, yeni bir fizik etkileşiminin kapısını da açmaktadır.

O halde artık ifadelerimizi gösterdikten sonra, bunları standart Lagranjiyen ifadesinde yerine koyarak; nihai aksiyon formülümüzü yazalım:

S[x,] = titf [( 1/2mi2 + 1/2ki2) - (V(x) + 1/2α ( - t)2 + V(x,))] dt

Böylece artık, zamanın süperpozisyonunu yol integrali ile formüle ettiğimiz makalemizdeki 'S' aksiyonu üzerindeki belirsizliği gidererek; onu fiziksel bir gerçeklikle tanımlamış oluyoruz. Böylece aksiyon 'S', somut test edilebilir bir fiziksel model olmaktadır. Aksiyon (S); yol integrali aracılığıyla gösterdiğimiz zamanın süperpozisyonundaki sembolizasyonumuzda yerine koyulduğunda, nihai formül ortaya çıkacaktır (yani; eiS/h yerine koyulduğunda). Ancak burada, varlık üzerinde 'V(x,)' şeklinde yeni bir etkileşim alanı da tanımlamış olduk. Kuramsal teorimizdeki çalışmalarımıza devam edip; bu alanı da, daha somut bir şekilde göstermeye çalışacağız.

Ancak şimdi; kuramsal teorimizde zamanın süperpozisyonunun Feynman'ın yol integrali aracılığıyla gösterdiğimiz sembolizasyonumuzda, ufak bir revizyon yapmamız gerekiyor.

Zamanın süperpozisyonu teorisine; üstat Yılmaz Öner'in 'zaman enlemi' kavramını kattığımızda, teorimiz kuramsal yapısına da kavuşmuş oluyor. Biz ilk makalemizde dalga fonsiyonumuzu; ₭(x,t) şeklinde tanımlamıştık. Zaman enlemi ile beraber artık dalga fonksiyonumuzun; ₭(x,,t) şeklinde ifade edilmesi gerektiği görülecektir. Çünkü artık işin içerisinde, maddenin içsel doğasındaki 'virtüel zaman' kavramı da vardır. Ve madde, bu genlik alanını da kapsar.


Artık dışsal zaman 't0' anında, parçacığın 'x0' konumuda ve '0' potansiyelinde bulunma olasılığı: | ₭(x0 ,  t0 , 0) |2 şeklinde ifade edilecektir.

Artık parçacık herhangi bir (t) anında; zaman enleminde tek bir () değeri olmak zorunda değildir. Parçacık konumda olduğu gibi, (123,...) gibi olası tüm içsel zaman alternatiflerinde de süperpozisyondadır. İşte bu; mevcut bilimsel paradigmanın seyrini değiştirecek olan, zamanın süperpozisyonu teorimizdir.

Parçacık zamanın süperpozisyonunda, standart Feynman'nın yol integralini genişlettiğimiz halinde; (xi i) başlangıç noktasından, (xf f) nihai konumuna gitmek için; tüm olası konum yollarını 'x(t)' ve virtüel zaman alternatiflerini (t) dener. O halde artık parçacığın (xi) durumundan, (xf) durumuna; ti → tf aktüel zaman aralığında gitme genliği; yani zamanın süperpozisyonunun nihai formülü şu şekilde ortaya çıkmaktadır:

₭(x,,t) = ₭ (xff, tf ; xii , ti) = ∫ D[x(t)] ∫ D[(t)] eiS[x(t),ⱡ(t)]/h

₭; dalga fonksiyonunu ifade eder. Parçacığın bir durumdan diğerine gitme olasılık genliğidir.

∫ D[x(t)] ifadesi; konum integralidir. Parçacığın gidebileceği tüm olası konumları ifade eden, standart Feynman yol integralidir.

∫ D[(t)] ifadesi; zaman enlemi integralidir. Teorimizin matematiksel gövdesi olan; parçacığın deneyimleyebileceği tüm olası içsel zaman alternatiflerini temsil eder. Zamanın süperpozisyonu içerisinde, parçacığın geçmiş ve gelecekteki tüm olası yollarını kapsar.

S[x(t) , (t)] ifadesi; bu makalede ilk kez gösterdiğimiz aksiyondur. Doğanın dinamik yapısının tam karşılığıdır. Belirli bir x(t) konum yolu ve (t) zaman yolunun maliyetini belirler.

Burada tanımladığımız zamanın süperpozisyonunun genişletilmiş nihai aksiyonu, nihai dalga fonksiyonu formülünde yerine yerleştirildiğinde; nihai sembolizasyonumuzun tam görüntüsü ortaya çıkar. İşte bu; eşi ve benzeri olmayan, mikro-makro alem arasında bir köprü kuran, tarihin en derin ve sezgisel teorilerinden birisi olan; zamanın süperpozisyonu teorimizin nihai fiziksel ve matematiksel görüntüsüdür.

Bir kez daha değinmek istiyorum ki; zamanın süperpozisyonu teorimiz, zamanın en büyük düşünür ve bilim adamlarından birisi olan; fizik alanında Einstein, Schrödinger kalibresinde bir fizikçi olan üstat Yılmaz Öner'in olasılıkçı determinizm teorisinden esin kaynağı alarak geliştirdiğimiz bir teoridir.* Onun düşünceleri ve gerçeklik kavrayışı, geleceğin bilimsel düşüncesine damga vuracak ve  hep bize ilham kaynağı olmaya devam edecektir.

* Yılmaz Öner'in Prodeterminizm teorisi için detaylı bilgi isteyenler; bu blogta yazdığım, bu teori ile ilgili açıklayıcı kısa makalelerime bakabilirler.

10 Aralık 2020 Perşembe

Yılmaz Öner'in Prodeterminizm Teorisi IV

 
IV - Olasılıkçı Evrim Teorisi ve Sonuç
 
Önceki bölümde Yılmaz Öner'in herhangi bir vuku olanağının ani gerçekleşme olasılığını veren ana diferansiyel denkleminin elde edilişini göstermiştik. Olasılığın ana denklemi şu şekildeydi;
 
Q / ∆T ≈ [ d(1 / H) / dT ]
 
Burada tekrar özetlersek: dT ifadesi; aktüel bir zaman anı içerisinde olmayan fakat fiili olarak gerçekleşmeye hazır bir enerji alternatifinin, aktüel zaman anına tutuklanma süresi yani virtüel bir zaman sapmasını ifade ediyordu. ∆T ifadesi; işte bu virtüel enerji alternatifinin, ona yabancı başka bir sistem içindeki ölçücü zaman aralığına tekabül ediyordu. Yani dT zaman aralığı, ölçülen sistemin içsel doğasındaki diferansiyel ve virtüel bir süre iken; ∆T zaman aralığı, vuku olasılığının ölçen sisteme ait gerçekleşmesinin beklendiği bir çok dT virtüel zaman aralığını içerebilecek aktüel bir zaman aralığına tekabül ediyordu. Buradaki dT kavramının imajiner bir kavram olduğu belirtilmelidir. Q ifadesi; ani gerçekleşme olanağının aktüel bu ∆T süresi boyunca fiili yaşamda vuku bulma olasılığını ifade ediyordu. d(1 / H) ifadesi; bir önceki bölümde detaylıca açıkladığımız Schrödinger enerji operatörüne ters etki eden anti dinamik enerji operatörü tarafından üretilen diferansiyel enerji artığıdır.
 
İşte Yılmaz Öner'in ana denklemi aktüel yaşamı, sonsuz enerji alternatiflerinden oluşan virtüel zamana bağlayan; makro evreni mikro evrenle birleştiren bir köprü görevi görmektedir. Yılmaz Öner prodeterminizm teorisini, kuanta teorisindeki indeterminizm sorununu çözebilmek için geliştirmiştir. Ancak bununla kalmamış ürettiği kavramlarla fizik ve felsefe dünyasına çığır açıcı yenilikler getirmiştir. Prodeterminizm canlıların dünyasına uygulandığında ise, birazdan açıklayacağım olasılıkçı yeni bir evrim teorisi ortaya çıkmaktadır. Ancak öncesinde; Yılmaz Öner'in fizik ve felsefe açısından devrimsel nitelikte olan virtüel gerçeklik ve virtüel zaman kavramlarının neden bu kadar önemli olduğuna değinmek istiyorum.
 
Felsefedeki mümkün varlık veya imkan kategorileri dahi varoluşun bu yönünü gerçekliğin diğer bir yüzü olarak tasarlamaktan uzaktır. Ayrıca klasik tarzdaki bu kategoriler, niceliksel olarak tanımlanamazlar. Çünkü; özdeşlik ilkesinin olasılıksal değerden başka bir şey olmadığını görmekten uzaktırlar. Ona hep metafiziksel aşkın bir anlam yüklerler. Bu nedenle tüm felsefe tarihi başarısızlıklarla doludur. Kendi anlam kategorileriyle varlığın kendi özsel değeri arasında bir sınır çekemezler. Numenlerin bilinemeyeceğini söyleyenler dahi bunun nedenini insanın subjektif algılarına bağlarlar. Oysa varlığın kendisinin ne olduğunun hiçbir zaman bilinememesinin nedeni; varlığın hiçbir zaman kendisi olamamasıdır. Varoluşta hep sabit ve mutlak kalan bir şey ararlar. Bunun uğruna Platon gibi; aktüel gerçekliği inkara kalkıp, ideal varlık tasarımları dahi yapılır. Oysa Yılmaz Öner'in de gösterdiği gibi ani gerçekliğin ortaya çıkma sebebi, aktüel varlığın kendi kendisiyle özdeşleşememesidir. Veya benim ifade ettiğim şekliyle varolmanın nedeni, hiçbir şeyin kendisi olamamasıdır. Özdeşlik ilkesi artık Yılmaz Öner ile beraber varlığın yaşar kalma olasılıksal değerine dönüşür. İşte bu bir devrimdir.
 
Bir başka devrim de fizikte, yani Yılmaz Öner'in zaman kavramına bakışıyla gerçekleşir. Klasik fizikte geçmiş ve gelecek, şimdiki an denen sonsuz küçük bir zaman anıyla ayrılmıştır ve bu an gözlemcinin hareketinden etkilenmez. Einstein izafiyet teorisiyle bu zaman anının gözlemcinin bulunduğu mesafeye bağlı olduğunu ortaya attı. Böylece şimdiki an; gözlemciye olay anından çıkan ışığın ulaştığı ve gözlemciden giden ışık sinyalinin olay anına ulaştığı iki karakteristik zaman aralığı olarak tanımlanır. Bu iki aralıkta gerçekleşen tüm olaylar gözlemci için aynı andadır. İşte burada temel bir problem var. Çünkü; şimdiki an kavramıyla, şimdiki zaman kavramı aynı şeymiş gibi kabul ediliyor. İşte Yılmaz Öner'e göre; Aristoteles'den beri insanlık tarihi, bu iki kavramı birbirinden ayırıp aksiyomatik bir tanımını yapamamıştır.
 
Einstein bile zamanın gerçek doğasını tam anlamıyla ifade edememiştir. İzafiyet teorisinin ele aldığı zaman, zamanın kendi içsel özelliğine göre akış veya ötelenme tutumu değildir. Çünkü zamanın akış veya ötelenme tutumunu bütün ilgi sistemleri için aynı olarak kabul eder. Zamanın ötelenme veya akış tutumu evet sistemden sisteme göre değişebilir, ancak hep zamanın kendi içsel doğasından bağımsız sistem dışı değişkenlere bağlı ölçülüş oranı söz konusudur. Einstein dahi genel olarak zaman kavramını ölçücü sistemin kendi aktüel zamanına, yani duvarda asılı duran saatin zamanına mahkum eder. İzafiyet teorisi dahi sistem içindeki ölçülen zaman, yani sistemin kendi içsel zamanının ötelenme temposu için herhangi bir yargı verebilecek durumda değildir. Daha doğrusu; böyle bir şeyin varlığını, yani virtüel zamanın varlığını tasarlayacak durumda dahi değildir. Zaman, sistemden sisteme değişen ölçülme tutumunun farklılığına uğrasa bile bu ölçen objeyi ilgilendirir; zamanın kendi ontolojik tutumunu değil. Bu nedenle Yılmaz Öner'e göre; izafiyet teorisindeki zamanın bağımsız bir değişken olarak alınışı yapmacık bir bağımsızlıktır.
 
Yılmaz Öner'in virtüel zaman kavramı, zamanın mikro her sistem içi değişkenlere göre farklı bir akış temposu olduğunu söyler. Ona göre zamanın akışı; mikro evrendeki her mikro ilgi sisteminin olgu haline geldiği, yani olaylaştığı vuku anlarının ilerleyişi veya ötelenmesidir. Ve bu ilerleyiş makro sistemlerde bir ve aynı olarak gözükse de, mikro sistemden başka bir mikro sisteme değişme gösterir. Bu nedenle zamanın gözlemciden bağımsız olarak kendine özgü bir akış ölçeği veya objektif bir temposu vardır. Bu tempo her sistemde farklıdır. Bu nedenle zaman kesinlikle mutlak değildir. Ancak gözlemciye mahkum da değildir. Böylelikle Yılmaz Öner; gerçekliğin üzerindeki özellikle kuanta teorisinin Kopenhag yorumuyla ortaya çıkan modern idealist zırvaları da yok ederek bir başka devrimi gerçekleştirmiş olur.
 
Prodeterminizm teorisi felsefe ve fizik alanında bir teori olsa da uygulama alanları iktisat, sosyoloji veya biyogenetiğe kadar yayılır. Örneğin; prodeterminizm açısından toplum da, fizikte yaptığı madde gibi birer olanaklar deposu olarak kabul edilir. Toplumsal ilerleyiş çizgisi, içerisindeki unsurların aksamazlık şiddetinde ortaya çıkan arızalarla evrile devrile diyalektik bir biçimde ilerler. Ancak biz burada, prodeterminizm teorisinin doğanın genel evrimsel ilerleyiş çizgisini açıklayan biyogenetik kısmıyla ilgilenip, bu devrimsel teoriyle ilgili açıklamalarımızı da bu konuyla sonlandıracağız.
 
Darwinci veya modern biyogenetik evrim teorisi; canlılık denen fenomeni, canlı bireylerin aritmetik toplamı olarak görür. Canlılığı bireyin kendisi ile eş tutar. Çevreyi sadece bireyi değiştirici kalite ölçüsünde varsayar. Yani çevre değiştirir, ayıklar, seleksiyon yapar. Ancak çevrenin kendisi değişmez, hep sabit kalır. Çevre, Darwinci teoride Tanrı gibi bir şeydir. Bireylerin ürün ve artıklarından hiç etkilenmez. Prodeterministik terminolojiyle söylersek; Darwinci evrimsel ilerleyişte çevrenin değişmeme olasılığı hep sabittir. Darwinci veya modern evrim bu nedenle tikel bir evrim öngörür. Yani Darwinistik evrim, çevrenin değişmeme olasılığını sabit kabul eder. Bireyin değişmezlik olasılığı ise monoton olarak artar. Yani (u) aksama şiddeti monoton olarak azalır. Bir enerji olanağının ani gerçekleşme olasılığını (1 / R)i olarak göstermiştik. Burada u aksama şiddeti; bu virtüel değerin, aktüel enerji değeri için alternatif bir ifadesidir. Yani ani gerçekleşme olasılığı arttıkça, u aksama şiddeti de aynı oranda artacaktır.*
 
Charles Darwin

Daha çok toplumsal evrimle ilgilenen Marksist evrim görüşü ise; Darwin'in çevre görüşüne zıt olarak, toplumu aktif ve dinamik olarak tasarlar. Toplumun evrimi böylece Marx'a göre; tikelin değil, toplumun bütününün evrimidir. Böylece (u) aksama şiddetinin matematiksel karşılığı olan P(u) değişmeme olasılığının kendisinin değiştiğini ileri sürer. Ancak Yılmaz Öner'e göre; Marx da tıpkı Darwin gibi tarihsel bir hataya düşerek, toplumun kalitesinin kalıcılığı olan P(u) değişmeme olasılığının monoton bir biçimde olmasa da gittikçe monotonlaşarak artacağını öne sürer. Yani aksama şiddeti (u) gittikçe azalmaktadır. Öyle ki kritik bir ihtilal yani komünist devrim (prodeterministik açıdan bir tür arıza) sonrasında bu değer sıfıra yaklaşacak evrim monotonlaşacaktır. Yani Marx; Darwin'in tikel için uyguladığı determinist monotonculuğu, tarihin daha ileriki dönemlerine erteleyerek tümel için sürdürmektedir. Sınıfsız toplumu Darwin'in evrensel bireyi gibi görür. Böylece Hegelci idealizmi bir şekilde yeniden üretmiş olur. Oysa Yılmaz Öner'e göre; evrimin ne bir başlangıç noktası, ne de bir nihai sonu vardır. Marx veya Darwin'in bunu saptayamamasının nedeni; pozitivizmin etkisi altında kalmaları ve onların olasılıklara dayanan genel bir deterministik teoriden yoksun olmalarıdır.
 
Yılmaz Öner'e göre ani gerçekleşme olasılığı; bütüne değil, onun tek tek olanaklarına aittir. Böylece ortak nitelik, bir tek olanak ile kendini açığa vurabilir. Bu bir enerji olabilir. O zaman ani gerçekleşme olanağı enerjinin miktarını verecektir. Veya bir tür arıza da olabilir. Buradaki ani gerçekleşme olasılığı ile (u) aksama şiddeti arasında matematiksel bir fark olmasa da, Yılmaz Öner'e göre aralarında genetik bir fark vardır. Şöyle ki;

Bir B1 potentiasını düşünelim. Bu potentiadan aktüelleşen U1 ürünleri (çıktıları), başka bir B2 potantiası için girdi sayılır ve onu oluşturur. Böylece (1 / R)i değeri, U1'lerin gerçekleşme olasılığı olarak B2 potentiasının oluşma düzeyini belirler. Öte yandan (u), oluşan B2 potentiasının aksama şiddeti olup sistemin arızalanma ölçeğidir. Kısacası bu iki olasılık değeri matematiksel olarak aynı anlamda olsa da; doğa içerisinde biri oluşturuculuk, diğeri de diyalektik olarak işlev görür. İşte bu iki değer evrimsel ilerleyişin yörüngesini çizmektedir. 
 
B1 potentiasının ürettiği aktüel U1 ürünleri, B2 sistemi için birer gerçekleşmeye hazır virtüel değerlerdir. İşte buradan aktüelleşen değerler de B3 potentiasını oluşturacaktır. B1 potentiası içindeki değerlerden ancak kendini yeniden üretebilenler B2 potentiasının malıdır artık. Bu nedenle B1 potentiası; tıpkı kendisini oluşturan bir önceki potentia gibi, hem kurucu hem de arıza çıkarıcı unsurları üretir. Yani tıpkı tüm varlığın kendisi gibi içten çelişkilidir. Çünkü burada aktüelleşemeyen ürünler, arıza çıkarıcı potansiyelini her zaman korurlar ve fiili olarak gerçekleşmeye her zaman hazırdırlar. Bir potentianın aksamazlık yeteneğine P, aksarlık yeteneğine Q dersek üretim ilişkilerinin aksarlık ölçüsü fonksiyonu; Q[A(B1)] = 1 - P[A(B1)] şeklindedir. Buradaki 1 değeri ideal aksamazlık durumudur. Hiçbir sistem bu değere ulaşamaz. Her sistem belirli bir işlerlik tavanının altında kalmak zorundadır. Bu, her sistemin maksimal bir aksamazlık düzeyi veya nominal oluşma olasılığıdır. Bu değerler arasındaki ilişki; Max P[A(B1)] < İdeal P[A(B1)] ≈ 1. Maksimal aksamazlık, ideal oluşma yeterliliğinden küçüktür ancak real oluşma olasılığından da büyük. O halde aralarındaki ilişkiyi şöyle yazarız:
 
0  <  P[A(B1)]  <  Max P[A(B1)]  <  İdeal P[A(B1)]  ≈  1
 
Klasik determinizm teorilerinde elemanların giderek öncesinden daha çok eklendiği potentiaların bu katılım artışı salt toplamsaldır. Bu potentiaların yeni üretim yasası yaratma olanakları ve eğilimleri yoktur. Bu nedenle, potentialar arasında herhangi bir farktan söz edilemez. Bunların aralarında herhangi bir tarihsellik yoktur. Oysa olasılıkçı evrimsel teoride her biyolojik mekanizma bir akar sistem olarak görülür. Yani salt toplamsal bir yığın olmayan birer olanaklar deposudur. Biyolojik dünya, bu olasılıksal alt dünya içerisinde her dalganın bir basamak (maksimal durum) olduğu bir dalgalanmalar merdivenidir. Her aşama başka bir potentiaya gebedir. İşte bu (u) şeklinde gösterdiğimiz aksama şiddetinin eğrisi, doğanın genel evrimsel çizgisini verir.**

Darwinci veya Marksist evrim teorisinin yetersizliği Yılmaz Öner'e göre; (u) aksama şiddeti eğrisinin tükenemezliğini kavrayamamış olmasındandır. Örneğin Darwinci teoride bireyler; çevre içinde onunla etkileşimi hep tek yönlü, ezilip büzülen, çeşitli kılıklara giren esnek elemanlardır. Ya esneyip uyum sağlayacaklar ya da kırılacaklardır. Marksist teori de bu aksama şiddetinin monotonlaşıp limit değerinden 0'a yaklaşacağı nihai sonu, biraz erteleyerek kurgusal bir ihtilalle yeniden sunuyor. Çünkü bu teoriler elemanların da çevreyi dönüştürdüğünü kavrayamıyor. Her eleman çevrenin kaynaklarını bölüşüp tükettikçe, yani virtüel değerler devreye girmeye başlayınca çevrenin değişmezlik yeteneğinin kendisi değişir. Bu nedenle Darwinci ve Marksist evrim teorileri; bu eğrinin dümdüz monoton azalan yürüyüşüyle belirli, aktüelleri hiç gerilemeden statik bir biçimde iktidarda tutan, katı tasfiyeci (seleksiyonist), hatta faşist bir evrim teorisi ortaya çıkarır. Bunun en temel sebebi; bu teorilerin virtüel gerçeklik dediğimiz gerçekliğin diğer bir yüzünü kavrayacak ontolojik kavrayıştan yoksun olmaları, yani ontolojik pozitivizmin etkisi altında kalmalarıdır. Oysa prodeterminizm teorisi; evrim boyunca üretilmiş faktörlerin hepsinin bir ve aynı anda aktüel, yani fonksiyonel kalamayacağını çok keskin bir biçimde sezmeyi başarır. Üstelik bu bir zaman süresi için değil, tüm bir ve aynı zaman anları için geçerlidir.
 
Prodeterminizmin evrim teorisinde; olanaklar deposu olarak tanımlanan gerçeklik boyunca fiziksel maddeden canlı bilinçsiz maddeye seyreden evrim gösteriyor ki, evrimsel ilerleyiş; potentia denen çevre mekanizmasının işleyişindeki (u) aksama şiddetinin dalga dalga gelişen, sürekli arızalarla ihtilallerle gerileyen, ancak her gerilemeden sonra daha keskin bir biçimde ilerleyen sonu gelmez yörüngesini izlemektedir. İşte bilinçli madde veya sosyal evrim de bu koridorun bir parçasıdır. 
 
Yukarda verdiğimiz örneğe dönecek olursak; B1 potentiasından çıkan U1 aktüel ürünlerinin reaksiyonları, B2 potentiasının fonksiyonunu yani U2 aktüel ürünlerini ortaya çıkarır. B2 potentiası; ürünlerinin kalitesini koruma yeteneği maksimal düzeyde kaldığı sürece, potentia olma durumunu korur. Ancak aksamazlık yeteneği P2 azalmaya başladığında, yani aksamalar ortaya çıktığında; B2 de tam bir potentia olmaktan çıkar. (u) aksama şiddeti maksimal düzeye çıkar ve ihtilal gerçekleşir. Bu durumda potentia eski üretim tarzıyla çalışamaz, ancak potentia mekanik bir sistem değildir. Bu nedenle duraklamaz. Artık potentiadaki diğer biyotik virtüel değerler devir almıştır. Yani ihtilal gerçekleşmiştir. Böylece sistem yeni U3 üretim tarzıyla çalışmaya başlar. Bu ürünler yine B2 olanaklar deposu içinden çıkmış olanlardır. Böylece aktüelleşen U3 enerji değerleri de; B3 olanaklar deposunu oluşturacak, evrimsel ilerleyiş bu şekilde sonsuza kadar devam edecektir. Bu evrimsel ilerleyiş canlıların biyogenetik dünyası için geçerlidir. İnsanın toplumsal yapısı ve toplumsal üretim mekanizmaları da bunun içindedir. Biyotik çevre ve sosyal çevrenin evrimsel ilerleyişi içiçedir ve birbirlerinden her zaman etkilenirler.***
 
Tıpkı eski ve köklü felsefi görüşler gibi, Darwinci veya Marksist evrim teorilerinin de mantıksal ve matematiksel yetersizliğini ancak prodeterministik yöntem ortaya çıkartabiliyor. Çünkü prodeterminizm insanlığın düşünce tarihinde daha önce görülmemiş; zaman enlemi, yaşar kalma olasılığı, virtüel gerçeklik gibi kavramlar ortaya çıkarıyor. Üstelik Yılmaz Öner; özdeşlik ilkesini metafiziksel bir ilke olmaktan kurtarıp, matematiksel olarak tanımlanabilen kendini aynen yeniden üretebilme olasılığı haline getiriyor. İşte bu olasılık; fizikteki entropi kavramını, yani enerjinin belli bir değerinin kendini aynen üretememe olasılığını temsil ediyor. İşte bu olasılık; ne kadar 0'a yaklaşsa da, hiçbir zaman 0'a ulaşamayacak hep dalgalanacaktır. Bu nedenle evren Max Planck'ın düşündüğünün tersine; sonunda enerjinin tükendiği ölüm noktasına ulaşamayacaktır.

Böylelikle Üstad Yılmaz Öner'in bu büyük teorisi ile ilgili açıklamalarımızı sonlandırıyoruz. Prodeterminizm teorisi; özellikle günümüz postmodern dünyasına başkaldıran, herşeyi açıklamaya çalışan kapsayıcı, bütüncül, matematiksel ve kendi içerisinde tutarlı bir teoridir. Herşeyi açıklamaya çalışan bir teori elbette bir takım hatalar içerebilir. Çünkü bir teori ne kadar çok şeyi açıklamaya çalışıyorsa, ne kadar cesursa, o kadar fazla yanılgıya düşme riski taşır.

Buradaki yazılarımızda Prodeterminizm teorisinin fizik ve felsefi olarak genel yapısı açıklandı ve burada da biyogenetiğe ilişkin uygulamalı kısa bir anlatımı sunuldu. Ancak bu teori kendi alanının sınırlarını aşar. İktisattan psikolojiye ve sosyolojiye kadar bir çok uygulama alanı vardır.

* Bu değerler tikel enerji olanakları için geçerlidir. Sistemin bir bütün olarak kendisi için değil.
 
** Buradaki (u) aksama şiddetinin eğrisinin grafiksel gösterimi ile bunun Darwinci ve Marksist evrim çizgileriyle karşılaştırılması ve bu teorilerin matematiksel ve mantıksal yetersizliğiyle ilgili daha fazla bilgi için; referans kısmında belirttiğim, Yılmaz Öner'in 'Canlıların Diyalektiği ve Yeni Evrim Teorisi' adlı kitabına bakılabilinir.

*** Ne yazık ki Yılmaz Öner gibi bir düşünür bile insanlığın en büyük yanılgısına düşüp; insanın sosyal çevresini ve toplumsal yapısı ile buradan üretilen inanç sistemlerini evrimin bir aşaması hatta ileriki bir aşaması olarak görüyor. Oysa bu yapı; yazılarımda açıkladığım şekliyle evrimsel ilerleyişteki Yılmaz Öner'in deyimiyle söylersek, bir tür arıza ve aksama durumunun kendisinden başka bir şey değildir. Bunun için bloğumdaki 'Doğa Yasalarına Giriş' adlı makalelerime bakılabilinir.
 
REFERANS
 
Werner Heisenberg, Fizik ve Felsefe, (çev) Yılmaz Öner, İstanbul, Belge Yayınları, 2000 
 
Yılmaz Öner, 'Zamanın Yapısallaştırılmasına İlişkin Felsefi Temeller ve Saat - Zamanın İvmelenmesi', Zaman Nasıl İçimizde Niçin Dışımızda, (der) Yılmaz Öner, İstanbul, Evrensel Basım Yayın, 1994
 
Yılmaz Öner, Canlıların Diyalektiği ve Yeni Evrim Teorisi, İstanbul, Gençlik Basımevi, 1978

6 Mayıs 2020 Çarşamba

Yılmaz Öner'in Prodeterminizm Teorisi III


III - Olasılığın Ana Diferansiyel Denklemine Doğru

İlk iki bölümde Yılmaz Öner'in bu büyük teorisine bir giriş yapmıştık ve prodeterminizmin ana kavramları olan; gerçekliğin ve zamanın virtüel boyutunu açıklamıştık. Şimdi burada, herhangi bir virtüel alternatif enerji değerinin ani gerçekleşme olasılığını veya aktüel bir gerçekliğin yaşar kalma olasılığını veren; olasılığın ana diferansiyel denklemine, yani determinizmlerin genel formülüne doğru bir yola çıkacağız.

Önce, özet olarak birkaç hatırlatma yapalım. Üstad Yılmaz Öner'e göre; bizim duyu organlarımızla algıladığımız, duvarda asılı duran saate göre sabit ritimle işleyen, yani ölçücü ve boylamsal anlardan oluşan zaman; aktüel zamandır. Virtüel zaman anlarına tutuklanan enerji operatörleri, aktüel gerçekliği ve zamanı oluştururlar. Yılmaz Öner'e kadar, kuanta teorisi de dahil olmak üzere tüm felsefe ve fizik tarihi; varoluşu hep bu gerçeklik kategorisi, yani aktüel gerçeklik içerisinden anlamaya çalışmıştır.* Oysa duyusal olarak algılayabileceğimiz gerçekliğin bu boyutu dışında, zihinsel ve mantıksal olarak algılayabileceğimiz bir boyut daha vardır ki bu; kj simgesiyle gösterdiğimiz aktüel bir zaman anını, enlemesine olarak kesen ve o fiili ana ait ve enerji olanağı olarak sonsuz virtüel zaman anlarından oluşan Lj sembolüyle gösterdiğimiz zaman enlemidir. Zaman enlemi; aktüel bir ve aynı ana ait virtüel Tİ anlarının,Tİj (i = 1, 2, 3..) şeklinde bir eğri olarak yayıldığı zamanın virtüel boyutudur. Enerjiyi bu virtüel anlara tutuklayan ve onlara birebir tekabül eden H enerji operatörü vardır ve bunlar da Hi (i = 1, 2, 3..) şeklinde gösterilen, virtüel enerji olanaklarıdır. 

Burada belirtilmelidir ki; zaman enlemi kavramı, her aktüel an için geçerlidir. Yani; her fiili ve saat zamansal biricik anı kesen, dinamik bir zaman enlemi vardır. Bu nedenledir ki; her Lj (j= 1, 2, 3..) için, fiili olarak gerçekleşebilecek sadece bir tane Tİ anı vardır. Ve bu an da zaten, aktüel kj anından başka bir şey değildir. Bu anların da dağılımını kj (j= 1, 2, 3..) şeklinde gösterebiliriz ki; bu, bizim içinde yaşadığımız aktüel zamandır. İşte buradaki virtüel Tİ anını, aktüel kj anına dönüştüren gerçekleşme ölçeği; Yılmaz Öner'in (1/R)i şeklinde ifade ettiği ani gerçekleşme olasılığıdır. Ani gerçekleşme olasılığı aynı zamanda; aktüel bu anın, aksamama şiddeti veya yaşar kalma olasılığıyla aynı anlama gelmektedir. Burada, 'T' virtüel zaman kavramının ifade ettiği anlam oldukça önemli.

Virtüel zamanın anlamı şudur; Hi enerji olanağının virtüel Tİ anına yaklaşma süresi, virtüel enerji alternatifinin yaşar kalma olasılığı altında kaldığı süre veya aktüel bir enerji paketi tarafından geride bırakılan, yani arıza sonrası frekans paketi tarafından telafi edilmesi gereken zamandır. Başka bir ifadeyle; arıza anından başlayıp, arıza sonrası aktüel ana kadar geçen süredir. Aktüel zaman açısından bir çeşit zaman boşluğuna tekabül eder. Aslında virtüel zaman; gelecekte geçen zamandır.

O halde; her virtüel Tİ anında gerçekleşmesi beklenen, bir virtüel Vi vuku olanağı mevcuttur. Olasılığın aksamama teorisine göre; bir olayın gerçekleşme olasılığı ile bu olasılığın gerçekleşmemesi arasında birebir ilişki vardır. Yani bir vaka olanağının, vuku bulma ve bulamama gibi iki karşıt durumu arasında, şöyle bir ilişki tanımlayabiliriz. Vi olanağının vuku bulma olasılığına Q, vuku bulamama olasılığına P dersek, aralarındaki ilişki; Q = 1 - P şeklindedir.

P'nin anlamı şudur; Vi vuku olanağının gerçekleşmesi beklenen Tİ anından uzaklaşması ki bu bir virtüel süredir. Bu aslında aynı zamanda bir tür çelişkidir de. Çünkü; her virtüel vuku olanağının ait olduğu Tİ anını sağlaması zorunludur. Ancak gerçekliğin fiili boyutu, çelişki ve zorunluluğun birlikte işlediği diyalektik bir alandır. Buradaki diyalektik süreci; önceki bölümdeki H ve H-1 enerji operasyonuyla gerçekleşen, doğanın iç özdeşlik denklemiyle ifade etmiştik.

Prodeterminizm teorisi bize şunu söyler; bir sistemdeki vuku olanağının gerçekleşmemesi, en az gerçekleşmesi kadar önemlidir. Yılmaz Öner'e göre; kj fiili anına özgü, Vij sonsuz vuku olanakları içerisinde Vi şeklinde gösterdiğimiz herhangi bir vuku olanağı; kendisinin gerçekleşmesinin beklendiği Tİ anından ne kadar uzakta ise, yani komşu başka bir Ti+1 anına ne kadar yakında bulunuyorsa; yani başka bir deyişle, dT = Ti+1 - Tİ (dT 0) olmak üzere; dT virtüel mesafesi ne kadar büyükse, Vi vuku olanağının ani gerçekleşme olasılığı olan (1/R)i o kadar azdır. Sonuç olarak, dT ve (1/R)i ters orantılıdır. O halde, birinci denklemi şu şekilde ifade edebiliriz;

(1 / R)i  =  (? / dT)      (1)

Bu denklemdeki (1/R)i şeklinde gösterilen ifade; herhangi bir aktüel ana ait vuku olanağının, Tİ virtüel anındaki ani gerçekleşme olasılığıdır. Buradaki dT ifadesi; bu olanağın Tİ virtüel anından yapmış olduğu diferansiyel, yani sonsuz küçük sapmayı ifade eder. Buradaki denklem; bir önceki bölümde ifade ettiğimiz sisteme içten bakıldığında yani, ölçülen sistemin iç dinamiğinde bağımsız olarak ortaya çıkan görüntüdür. 

Oysa Yılmaz Öner'e göre; bir de sistemin dıştan, yani ölçücü başka ve yabancı bir sistemden bakıldığındaki görüntüsü vardır. Ölçücü sistemde alınacak olan sapma süresini; ölçülen sistemin sonsuz küçük doğasından bağımsız, bir çok virtüel zaman anlarını içerebilecek ∆T mesafesi olarak ifade edebiliriz. Sisteme dıştan bakıldığında; vuku olanağının gerçekleşme olasılığı bir andaki ani olasılık olarak değil, ∆T = Ti+1 - Tİ (∆T ≠ 0) gibi bir süre boyunca gerçekleşme olasılığı olan; Q şeklinde ifade edebiliriz. Birinci denklemin aksamama teorisine göre** sisteme dıştan bakıldığındaki görüntüsü, yaklaşık olarak şu şekilde olacaktır;

Q    (1 / R)i  .  ∆T

Her tarafı ∆T ile bölersek;

(1 / R)i    Q  /  T     (2) 

Bu denklemdeki Q şeklinde gösterilen ifade; vuku olanağının ∆T süresi boyunca gerçekleşme olasılığıdır. ∆T ise; vuku olanağının sistemin içsel doğasındaki dT süresinden daha uzun ve pek çok Tİ virtüel anını içerebilecek, ölçülen sistemin içsel doğasının dışında geçen süredir. Buraya kadar; olasılığın ana diferansiyel denklemine doğru önemli adımlar attık, ancak hala birinci denklemde varsaydığımız '?' ifadesinin ne olduğunu bilmiyoruz. Bunu bulmak için; bir önceki bölümde açıkladığımız Schrödinger enerji operasyonuna, Yılmaz Öner'in H-1 enerji operatörü ekleyerek oluşturduğu; H-1 HΨ = Ψ iç özdeşlik denkleminin, varlığın gerçekleşme sürecinde yapmış olduğu anlamlandırmalardan yararlanacağız. Böylece Yılmaz Öner'in, bilim dünyası açısından ne kadar önemli bir felsefeci ve fizikçi olduğunu tekrar göreceğiz. Bunun için önce, birkaç hatırlatma yapalım.


Bir önceki bölümde ifade ettiğimiz Schrödinger H operatif enerjisi; doğadaki Ψ şeklinde gösterilen biçimsiz potansiyel maddeye enerji vererek, onu dinamik bir ürün haline getiriyor ve ona bir form kazandırıyordu. Ancak Yılmaz Öner'e göre bu tasarım, doğanın diyalektik gerçekleşme sürecini açıklamakta yetersiz kalmakta ve doğanın sadece dinamik gerçekleşme sürecini yansıtmaktaydı. Doğanın kendi Ψ içsel biçimini, obje olarak olduğu gibi gösteren anti dinamik yönünü ise ihmal etmekteydi. Bunun için Yılmaz Öner'e göre; maddeye dinamizm kazandırıp gerçekleşmesini sağlayan H enerji operatörü ile birlikte, Ψ iç biçimine aynı anda H ye tam ters bir enerji operatörü etki eder ki; bu operatör, gerçekleşen enerji olanağının herhangi bir zaman anına tutuklanmasını yani; objektif bir ürün haline gelmesini sağlar. İşte bu H ye ters olarak ama aynı anda, Ψ içbiçimine etki eden H-1 enerji operatörü; doğanın kendi potansiyel bütününde üretilen, H enerjisine ters ama yine de bir enerji olanağıdır. Üstad Yılmaz Öner'e göre; insanlık tarihi hep bu H enerji operatörünü izlemiş, denklemlerini de buna göre kurmuş yani; doğanın hep tek bir yönüne bakmıştır. Bu nedenle hep; doğanın aynı anda işleyen, dinamik ve anti dinamik yönünü birlikte açıklayacak matematiksel yorumlardan uzak kalmıştır.

O halde birinci denklemi elde ederken yapmış olduğumuz diferansiyel kıyaslamayı; H-1 HΨ = Ψ iç özdeşlik denklemi için de yapmamız gerekir. Birinci denklem, H enerji operatörünün dinamik bir yorumuydu. Şimdi onun anti dinamik yorumunu şu şekilde yapacağız. Birinci denklemdeki Hi enerji olanağının; kendisinin gerçekleşmesinin beklendiği Tİ virtüel anından, dT kadar diferansiyel bir süre boyunca uzak kalma varsayımını yapmıştık. Bunu iç özdeşlik denklemi için de yaparsak yani; HΨ dinamik ürünü, kendisinin bulunmasının beklendiği Tİ anında değil de; Tİ + dT anında bulunuyorsa, H-1 operatörü de enerjiyi zaman anına tutuklama işini; Tİ + dT anında yapacaktır. Ancak HΨ ürünü, hep Tİ anına aittir. Bu hep sabit kalmaktadır. Bu varsayımı iç özdeşlik denklemi için yaptığımızda anti enerji operatörü; [H-1 + d(H-1)] şeklinde gösterilebilinir. Yani bu enerji operatörü Tİ + dT anında; d(H-1) kadar, diferansiyel sapmaya uğrayacaktır. O halde iç özdeşlik denklemindeki H-1 yerine; H-1 operatörünün bu yeni sapma görünümünü yazarsak, sonsuz küçük sapma varsayımındaki operasyonun bütünü şu şekilde gösterilir;

[ H-1  +  d(H-1) ]  (HΨ)

Burada HΨ; parantez içine çarpım halinde dağıtıldığında ve H-1 HΨ = Ψ iç özdeşlik denklemi gereği olduğu için, operasyonun bütünü şu hale gelir;

Ψ  +  [ d(H-1)  (HΨ) ]

Bu operatif ifadenin anlamı şudur; Tİ anında tutuklanması gerekirken, Tİ + dT anında tutuklanacak olan Ψ iç biçiminden; [d(H-1) (HΨ)] kadar bir artık kalmaktadır. Bu fazlalık, H Schrödinger operatif enerjisinin Tİ + dT anında tutuklanmasına engel olan; Yılmaz Öner H-1 anti dinamik enerji operatörü tarafından üretilmektedir. Böylece doğanın objektifliği, diyalektik bir süreç ile korunmaktadır. O halde şunu söyleyebiliriz ki; buradaki artığın mutlak değeri ne kadar fazla ise, H enerjisi o oranda Tİ anına tutuklanacaktır. Yani d(H-1) şeklindeki anti dinamik ters enerji operatörünün diferansiyel sapması ne kadar fazlaysa; Tİ de gerçekleşmesi beklenen vuku olanağının, Tİ de gerçekleşme ani olasılığı da o kadar fazladır. Öyleyse; (1/R)i ve d(H-1) doğru orantılıdır. O halde yeni ara denklemimizi şu şekilde yazabiliriz;

(1 / R)i  =  [ d(1 / H)  /  ? ]   (3)

Burada d(H-1) ifadesini; d(1/H) şeklinde yazıyoruz. Artık olasılığın ana diferansiyel denklemine ulaştık sayılır. Geriye sadece sonuçları birleştirmek kaldı. Birinci ve üçüncü ara denklemlerdeki soru işaretlerinin, birbirlerini tamamladığı görülmektedir. Bu iki denklemi birleştirirsek, denklemimiz şu şekilde olur;

(1 / R)i  =  [ d(1 / H)  /  dT ]   (Birinci ve üçüncü ara denklemlerinin birleştirilmesi)

Yukardaki ifadeyi de, ikinci ara denklemle birleştirirsek yani; (1/R)i yerine, Q/∆T yazarsak ana denklemimize ulaşmış oluruz. O halde, olasılığın prodeterministik ana diferansiyel denklemi şu şekildedir;

/  ∆T  ≈  [ d(1 / H)  /  dT ]   (Olasılığın Ana Diferansiyel Denklemi)

Böylece; buradaki tüm ifadelerin ne anlama geldiğini açıklamış ve üstadın bu büyük teorisinin ana denkleme nasıl ulaştığını göstermiş bulunuyorum. Bu denkleme genel olarak baktığımızda; ∆T ile dT diferansiyel zaman sürelerinin, farklı boyutlara ait olduğunu anlayabiliriz. Çünkü; ∆T, ölçen sisteme ait bir zamandır. Buradaki dT ise, ölçülen sistemin içsel doğasına ait zamandır. Yani dT, ölçücü alet tarafından tam olarak ölçülemiyor. Bu denklem gösteriyor ki; virtüel olanağın ani gerçekleşme olasılığı, aktüel bir zaman anından tamamen bağımsızdır. Çünkü teorinin genel varsayımından çıkıyor ki; ∆T süresi, dT ye göre şekillenen pasif bir süredir. Zaten Q/∆T ifadesinin, ani gerçekleşme olasılığını verdiğini varsayıyoruz ancak bu; dT tarafından belirleniyor. Yani önceki bölümlerde dikkat çekmeye çalıştığım sorun burada ortaya çıkıyor. Yani burada etki, hep tek yönlü gerçekleşiyor.

Ancak prodeterminizm teorisi aktüel gerçekliği; maddenin kendini yeniden üretemediği bir alan olarak tanımlıyor. Bu nedenle madde fiili olarak gerçekleşiyor ve enerji zaman anına tutuklanıyor. İşte bu görüntü; doğanın sadece bir yönüyle belirişi oluyor. Bu nedenle Prodeterminizm teorisi; kendi içerisinde tutarlı ve bu güne kadar ki doğanın gerçek determinizmini açıklamaktaki en etkili teoridir. 

Eğer Yılmaz Öner bir Orta Doğu ülkesinde değil de, örneğin bir Avrupa ülkesinde yaşamış olsaydı; bu gün onun adını Heisenberg, Bohr, Einstein gibi fizikçilerle birlikte anıyor olacaktık. Üstelik Yılmaz Öner'in virtüel gerçeklik ve zaman kavramları; tıpkı Einstein'ın izafiyet teorisindeki zaman kavrayışı gibi, düşünce tarihinde az bulunan bir devrim niteliğindedir. Bu konuya sonraki kısımda tekrar değineceğim.

Bir sonraki bölümde de üstad Yılmaz Öner'in prodeterminizm teorisini açıklamaya devam edip; bu teorinin sonuçlarından ortaya çıkan, doğanın yeni evrim teorisini ve evrimsel ilerleyiş çizgisini göstereceğiz.

* Burada anlatmak istediğimiz şey; virtüel gerçeklik kategorisine eş bir felsefi düşünüş sisteminin tarihte bulunmaması ve buna benzer sayılabilecek klasik mümkün varlık kategorilerinin, matematiksel olarak açıklanmasının imkansız olmasıdır.

** Bu denklem; aksamama yani fiabilité teorisine göre elde edilmektedir. Bununla ilgili daha detaylı bilgi için; referans kısmında belirttiğim kitaplara bakılabilinir.

REFERANS

Yılmaz Öner (2000), 'Diyalektik: Olasılıktan Determinizme Doğru', Fizik ve Felsefe, (der) Yılmaz Öner, İstanbul, Belge Yayınları.

Yılmaz Öner (2000), Prodeterminizm: Yaşar Kalma Olasılığı ve Zamanın Doğası, İstanbul, Belge Yayınları.