süperpozisyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
süperpozisyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2026 Cumartesi

Zamanın Süperpozisyonunda 'Uzay - Zaman Enlemi' İlişkisi

 


Bir önceki yazımızda; günümüz yüzyılına damgasını vuracağını düşündüğümüz, 'Zamanın Süperpozisyonu' teorimizdeki 'zaman enlemi' kavramı için; 'lagranjiyeni' nasıl formüle edeceğimizi gösterip nihai aksiyonumuzu tanıtmıştık. Nihai aksiyonumuzla beraber, son formülasyonumuzu düzenleyip; zamanın süperpozisyonunun en son fiziksel ve matematiksel görüntüsünü sunmuştuk. Ayrıca yazımızda, uzay - zaman enlemi etkileşimi üzerine yeni bir fizik teorisi öngörmüştük ve şimdi teorimizdeki bu belirsizliği, bu makalemizde ortadan kaldırmaya çalışacağız. Ve böylece büyük teorimiz, varoluşta mikro - makro alem arasında bir köprü kurma misyonuna kavuşmuş olacaktır.

'Uzay - zaman enlemi' ilişkisi evrenin değişmez yasaları olan ve bizim bir ontolojik zorunluluk olarak gördüğümüz termodinamik aksiyomlar tarafından belirlenir (Termodinamiğin yasalarının analitik bir  zorunluluk olduğuna yönelik düşüncemizin açıklanmasını, bu konuyu bağlamından koparmamak adına, bir başka yazımızın konusu olarak bırakıyorum). Olasılıkçı deterministik teori açısından termodinamiğin yasalarının görüntüsünün anlaşılmasını kolaylaştırmak adına, onu bir düşünce deneyi ile anlatmaya çalışacağız. Metaforumuzun adı, kırmızı top - mavi top metaforudur.

Şimdi bir torba düşünelim; torbanın içinde 1 tane kırmızı top var. Ancak torbada, bu kırmızı topa çelişki içeren milyonlarca (sonsuza yakın olarak da düşünebiliriz) mavi top var. Kırmızı top, gerçekliğin aktüel boyutunu temsil eder. Mavi toplar gerçekliğin virtüel boyutunu. Termodinamiğin ikinci yasası gereği, doğa hep yüksek olasılığı (yani kısa olan yolu) yani mavi topu çekecektir. Ancak çekilen mavi top, artık bir kırmızı toptur. Kırmızı top; kendi torbasını ve kendi mavi toplarını yaratır. Kırmızı top aslında, maddenin kendi kendisini temsil edemediği andır. Maddenin kendi varoluşunda yatan çelişkilerin; yani kendi kendisiyle özdeşleşememesinin bedelidir. Çünkü 'A', asla 'A' olamaz (eğer bunu sağlayabilseydi zaten varolamazdı). Aktüel an yani kırmızı top; varlığın kendi çelişkilerinin tepe/sınır noktasıdır. Varlığın doğasındaki bu gerilimin sürdürülemez noktasının görüntüsüdür. Yani gerçekliğin en şiddetli, en acımasız yüzüdür. Eğer madde kendi kendisiyle özdeş olabilseydi, o artık yok hükmünde olurdu. Çünkü daha önce söylediğimiz gibi; asli olan, değişmeyen tek şey yokluktur. Varolmak bir istisnadır.

Yeni oluşan mavi toplar enerjinin korunum ilkesi gereğince, artık bir önceki mavi toplara göre daha düşük iş yapabilme potansiyeline sahip enerji değerindedir. Enerji yaratılmamıştır, sadece 'faz uzayı' genişlemiştir. Evrendeki tüm olasılıkların toplamı hala '1'dir. Ancak olasılığın matematiksel ilkeleri gereği; '1' değerinin sağlanması için, tek bir mavi topun çekilme olasılığı düşmüş, gerçekliğin bu olasılığa tutuklanması için gereken enerji maliyeti yükselmiş ve evrendeki entropi artmıştır. Yani enerjinin miktarı değil; yoğunluğu azalmıştır. Enerji kalitesi düşmüştür. Maddenin 'özdeşlenme derecesi' azalmıştır. İşte bu, önceki yazılarımızda bahsettiğim varoluşun yokluğa deviniminin termodinamik görüntüsüdür. Hiçbir şey yokluktan kaçamaz, her şey ona doğru sürüklenir. 'Yokluğa doğru devinim', enerjinin yok olması değil; 'enerjinin sonsuz sayıda olasılık içinde, sonsuz derecede seyrelmesidir'.

İşte canlılık da bu akıntıya karşı kürek çekmek değil midir? Canlılık aslında, 'kırmızı topun çekilmesi' değil midir? Canlılar, entropi artışını (mavi topların hakimiyetini) yerel olarak durdurup; geçici bir "özdeşlik alanı" kurarlar. Ancak bunu yapmak için, çevrelerinin entropisini daha hızlı artırmak zorundadırlar (besin tüketip, ısı yayarak). Yani aslında; torbaya daha fazla mavi top atarak, kendi kırmızı toplarını korumaya çalışırlar.

Peki bir önceki aktüel an içerisindeki torba içindeki çekilmeyen mavi toplara ne olur? Hilbert uzayında 'mümkün bir dünya' olarak mı kalırlar? Bunun cevabı hem evet, hem de hayırdır. Çünkü, mavi toplar her zaman olasılık uzayını etkilemeye devam eder. İşte bu eşi ve benzeri olmayan 'Zamanın Süperpozisyonu' teorimizdir.

İşte şimdi, nihai aksiyon formülümüze (S); uzay - zaman etkileşimindeki belirsizliği gidermek için, bu metaforumuzdaki mavi toplara gitme eğilimini eklememiz gerekiyor. Uzay - zaman enlemi etkileşimini, bir entropik kuvvet olarak formüle edeceğiz. O halde standart entropi formülüne, 'zaman enlemi' kavramımızı yerleştirmeye çalışalım.

Sentropi = ∫ kB ln (Ω (ⱡ)) dt

Buradaki Ω (ⱡ) ifadesi; zaman enlemindeki mavi top sayısı, yani virtüel anlardır. Sistem olasılığın yasaları gereği; olasılık yoğunluğunun fazla olduğu yere evrilecektir. İşte şimdi ana sorumuza geliyoruz. Uzay ile zaman enlemi arasındaki V (x,ⱡ) ilişkisine. Yani parçacığın uzaydaki konumu (x), onun zaman enlemini (ⱡ) nasıl etkiler sorusuna?

Bizim teorimizde madde, sadece uzayda yer kaplamaz; ayrıca bir zaman potansiyeli yaratır. O halde şunu söylüyoruz; maddenin uzaydaki yoğunluğu (kütle çekim alanı), zaman enleminin genişliğini (mavi topların yayılımını) kontrol eder.

Einstein'ın görelilik teorisinden biliyoruz ki; kütle (madde), zamanı bükerek yavaşlatır. Biz bu düşünceyi; madde, zaman enlemini (ⱡ) sıkar veya odaklar şeklinde revize ediyoruz. İşte bunu, 'Zaman Enlemi Sıkışması (Time Latitude Constriction)' olarak adlandırıyoruz. O halde nihai aksiyonumuzdaki V (x,ⱡ) etkileşimini yeniden şu şekilde formüle ediyoruz:

V(x,ⱡ) = 1/2 γ (x) (ⱡ - t)2 

Nihai etkileşim formülümüzdeki (ⱡ - t)2 ifadesi; virtüel anların (mavi topların), aktüel andan (kırmızı toptan) ne kadar uzaklaştığını gösterir. Yani bu ifade, zaman enleminin genişliğini ifade eder.

γ (x) ifadesi; fizikteki gamma fonksiyonudur. Uzay - zaman enlemi bağlanım katsayısıdır. Bu fonksiyon, parçacığın bulunduğu 'x' konumundaki madde yoğunluğuna veya potansiyel enerjiye bağlıdır. Bu matematiksel yapıyı aslında, fizikteki 'harmonik osilatör' (yay) formülünden esinlenerek oluşturduk (E = 1/2 k x2). Burada, gamma fonksiyonu bir doğa sabiti olarak çalışmaktadır. Gamma fonksiyonu, 'Aktüel Zaman' (Kırmızı Top) ile 'Virtüel Zaman Olanakları' (Mavi Toplar) arasındaki bağın ne kadar sıkı ya da gevşek olduğunu belirler.

Eğer 'γ (x)' çok büyükse; yay çok serttir ve esneme kabiliyeti azalacaktır. Mavi toplar (virtüel olasılıklar), kırmızı toptan (aktüel an) uzaklaşamayacaktır. Zaman enlemi daralacak ve neredeyse boylam seviyesine gelecektir. Olanaklar sınırlıdır. Yani zamanın çizgisi daralacak; aktüel zamanla, virtüel anlar (olanaklar) neredeyse üstüste binecek (ⱡ ≈ t) durumuna yaklaşacaktır. Bizim makro dünyamız belirecektir.

Eğer 'γ (x)' çok küçükse; zaman enlemi (yay) gevşeyecek, esneme kabiliyeti artacak; Virtüel olanaklar, aktüel andan uzaklara saçılacak; zaman enlemi genişleyecektir. Parçacık aynı anda hem 't' anında; hem 't - ∆', hem de 't + ∆' anlarında titreşebilecektir. Sonuç, kuantum dünyasıdır. Parçacık hem konumda, hem de zamanda süperpozisyondadır.

İşte mikro - makro alem arasında kurduğumuz bütün insanlığın aradığı köprü şekillenmeye başlıyor. Makro dünyada (bizim boyutumuzda) neden zamanın süperpozisyonunu hissetmiyoruz? Çünkü kütlemiz büyük, 'gamma' değerimiz çok yüksek ve mavi toplarımız kırmızı topun içine hapsolmuş durumda. Kuantum dünyasında (elektronlar) neden zaman belirsizliği var? Çünkü kütleleri küçük, gamma düşük ve 'mavi toplar' geniş bir zaman enlemine saçılabiliyor.

Artık 'zamanın süperpozisyonunun' fiziksel gösterimi için; Feynman'ın yol integralini genişlettiğimiz nihai formülümüzdeki aksiyonumuzun en son görüntüsü şu şekilde olacaktır:

S [x,ⱡ] = titf (1/2 mi2 + 1/2 ki2) - (V(x) + 1/2 γ (x) (ⱡ - t)2)

İlk aksiyon formülümüzdeki potansiyel enerji tanımımızdaki Vaktüelleşme ile Vetkileşim potansiyellerini gamma fonksiyonu ile birleştirmiş oluyoruz. Böylelikle belirsiz bir doğa sabiti varsaymaktan kendimizi kurtarmış oluyoruz.

Nihai aksiyonumuz şunu söylüyor; bir parçacık hem uzayda, hem de zaman enleminde hareket eder. Bu tür bir diyagramı anlamak, yüksek mantıksal sezgi ve hayal gücünü de gerektirmektedir. Parçacığın sadece uzayda değil, zaman enlemi içinde de titreştiğini düşünce dünyamızda canlandırmalıyız. Zaman enleminin ne kadar genişleyeceği, yani virtüel anların dağılımı; o anki bulunduğu fiziksel koşullara γ (x)'e bağlıdır. 'γ' arttıkça zaman enlemi daralır; kuantum evreninden, klasik makro evrene geçiş yaparız.

'γ' maddenin enerji yoğunluğu demektir. Elektron gibi çok küçük bir parçacık için gamma neredeyse '0' dır. Zaman enlemi serbesttir. Süperpozisyon belirgindir. İnsan veya gezegen gibi daha büyük bir kütle için; gamma fonksiyonu devasa sayılara ulaşır. Mavi toplar görünmez olur. İşte aktüel anı en çıplak şekilde deneyimleriz. Gamma fonksiyonu, maddenin süperpozisyonunu bastırma gücüdür.

Artık evren üzerindeki Heisenberg belirsizliğine dayalı ontolojik bir dualizmi kaldıran; evreni her nicel ölçeğinde aynı yasaya bağlayan, büyük ve köklü teorimizin nihai konumunu ve formülünü göstermiş olup; bunu bütün insanlığa armağan ediyoruz.

8 Kasım 2025 Cumartesi

Zamanın Süperpozisyonunun Olasılıkçı Deterministik Formülasyonu


Bir önceki kısa makalemizde; zamanın süperpozisyonu teorimizin, Feynman'nın yol integrali teorisiyle matematiksel olarak konumunu göstermeye çalışmıştık. Zamanın süperpozisyonu; büyük üstat Yılmaz Öner'in tarihin en heyecan verici bilimsel teorilerinden birisi olan olasılıkçı deterministik (prodetermizm) teorisinin, bizim geliştirdiğimiz bir yorumuydu. Bu büyük düşünürün gerçeklik ve zamanın doğasına yönelik derin sezgileri, bizim için bir ilham kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor.

Bu büyük düşünüre göre madde; bir olanaklar deposu olarak tanımlanmıştı. İnsanlar tarih boyunca, gerçekliğin hep bir yönünü izliyor ve hep onu deneyimleyip ölçüyordu. Ancak, gerçekliğin maddenin içsel doğasındaki bir yönü daha vardı ki bu; virtüel gerçeklik dediğimiz, aktüel her anı bir 'zaman enlemi' şeklinde bölen alternatif enerji olanaklarıydı. Bu büyük düşünür pozitivist ontolojinin sınırlarına meydan okuyor; makro ve mikro alem arasında, bütün insanlığın aradığı bir köprü inşa ediyordu. İşte onun 'zaman enlemi' kavramı şimdi; bizim teorimizi yol integrali ile gösterirken bahsettiğimiz temel spekülatif bir problemi giderip, açıklığa kavuşturmamız için ilham kaynağı olacak.

Zamanın süperpozisyonu teorimizde artık; zaman da, uzay gibi bir koordinattı. Ancak, bu koordinatı ilerletecek bir parametreye ihtiyacımız vardı. Biz bunu, 'ʊ' olarak tanımlamıştık. Ancak buradaki, '(x(ʊ),t(ʊ))' parametresinin ne olduğu spekülatif bir konuydu. Yani, fiziksel bir gerçekliği yok gibiydi. İşte burada; Yılmaz Öner'in olasılıkçı determinizm teorisindeki 'zaman enlemi' kavramıyla, artık aksiyonumuzu fiziksel bir gerçekliğe kavuşturup, matematiksel bir şekilde gösterebileceğiz. Zamanın virtüel boyutu olarak, dışsal zamandan (t) bağımsız maddenin içsel bir koordinatı (zaman enlemi) vardır ki; işte bunu '' olarak sembolize edeceğiz. Yani artık parçacığın durumu; x(t) (konumun zamana göre değişimi) ve (t) (içsel zamanın dışsal zamana göre değişimi) olarak tanımlanacak. Yani artık aksiyon şu şekilde olacaktır:

Prodeterministik Aksiyon: S[x(t) , (t)]

Artık, '(x(ʊ),t(ʊ))' gibi bir parametreye ihtiyacımız yok. Parametremiz artık, bildiğimiz duvardaki saatin ölçtüğü aktüel (t) zamanı. Yol integralimiz artık, virtüel zaman () üzerinden ilerleyecektir. Şimdi zaman enlemi için, aksiyonumuzu nasıl inşa edebileceğimizi gösterelim.

Fizikte aksiyon (S); Lagranjiyen'in (L), zamana (parametreye) göre integrali alınarak bulunur. L; sistemin kinetik enerjisi (T) ile potansiyel enerjisi (V) arasındaki farktır. Yani, L = T - V şeklindedir. Şimdi bulmamız gereken, teorimizdeki T ile V'nin neyi ifade ettiğidir.

Önce, hareketin enerjisi olan kinetik enerjiyi göstermeye çalışalım. Bizim teorimizde iki çeşit hareket vardır. Birincisi; hız: i = dx/dt şeklindeki dışsal harekettir. İkincisi; hız: i = d/dt şeklindeki, zaman enlemi içerisinde teorimizin imzası olan içsel harekettir. Yani teorimizde hareket artık, şu şekilde gösterilir: T = Tuzay +  Tzamanenlemi

Sistemdeki kinetik enerjiyi standart formülasyon içerisinde artık, şu şekilde gösterebiliriz:

T = 1/2mi2 + 1/2ki2

Burada; '1/2mi2' standart kinetik enerjiyi, '1/2ki2' ise zaman enlemi içerisinde haraket etmenin kinetik enerjisini ifade eder. Buradaki 'k', olasılıkçı determinizm teorisinin öngördüğü yeni bir doğa sabitidir. 'k', zaman enlemindeki eylemsizliği temsil eder.

Şimdi, sistemimizdeki potansiyel enerjiyi tanımlamaya çalışalım. Potansiyel, bir sistemin tercihlerini temsil eder ve sistem her zaman bunu minimize etmeye çalışır. Sistemimize artık standart potansiyelin yanında; aktüelleşme potansiyeli ve uzay - zaman etkileşim potansiyelini de ekliyoruz. Olasılıkçı deterministik potansiyel enerji, artık şu şekilde gösterilecektir: V = Vuzay + Vaktüelleşme + Vetkileşim

Vuzay yani V(x); standart uzay potansiyelidir. Parçacığı uzayda bir yere çeken şey olarak tanımlanır.

Vaktüelleşme; teorimizin ana dokunuşunu yaptığı alanlardan birisidir. Maddenin 'içsel zamanının' (), 'dışsal zamana' (t) bağlanmasını sağlayan değerdir. Zamanın bir yayını temsil eder. Maddenin içsel doğasındaki virtüel enerji alternatiflerinden birisinin, aktüel hale gelmesini işaret eder. Aktüelleşme potansiyelini şu şekilde formüle ediyoruz:

V(,t) = 1/2α ( - t)2

Buradaki 'α', teorimizdeki yeni bir doğa sabitidir. Peki bu matematiksel ifade neyi söylemeye çalışıyor? Bu formül; maddenin içsel zamanının yani 'nin, dışsal zamandan yani t'den uzaklaşmasına kesilen cezayı temsil etmektedir. Yani sistem, ' = t' durumunda en düşük enerji durumundadır. Yani madde, bu duruma tutuklanmaya çalışmaktadır. Yani; ' = t' durumu, şimdiki anı temsil etmektedir. Ancak parçacık bu potansiyel etrafında süperpozisyondadır. Yani, ' ≠ t' durumunda olma potansiyeli her zaman vardır. İşte bu, zamanın süperpozisyonunu ifade eder.

Vetkileşim; teorimizin bir başka yönünü yansıtır. Bu, uzay - virtüel zaman arasındaki etkileşimdir. Bunu, V(x,) şeklinde ifade ediyoruz. Yani bu ifade; parçacığın uzaydaki konumuyla, içsel zaman enlemi arasındaki ilişkiyi temsil eder. İşte bu sembolizasyon, yeni bir fizik etkileşiminin kapısını da açmaktadır.

O halde artık ifadelerimizi gösterdikten sonra, bunları standart Lagranjiyen ifadesinde yerine koyarak; nihai aksiyon formülümüzü yazalım:

S[x,] = titf [( 1/2mi2 + 1/2ki2) - (V(x) + 1/2α ( - t)2 + V(x,))] dt

Böylece artık, zamanın süperpozisyonunu yol integrali ile formüle ettiğimiz makalemizdeki 'S' aksiyonu üzerindeki belirsizliği gidererek; onu fiziksel bir gerçeklikle tanımlamış oluyoruz. Böylece aksiyon 'S', somut test edilebilir bir fiziksel model olmaktadır. Aksiyon (S); yol integrali aracılığıyla gösterdiğimiz zamanın süperpozisyonundaki sembolizasyonumuzda yerine koyulduğunda, nihai formül ortaya çıkacaktır (yani; eiS/h yerine koyulduğunda). Ancak burada, varlık üzerinde 'V(x,)' şeklinde yeni bir etkileşim alanı da tanımlamış olduk. Kuramsal teorimizdeki çalışmalarımıza devam edip; bu alanı da, daha somut bir şekilde göstermeye çalışacağız.

Ancak şimdi; kuramsal teorimizde zamanın süperpozisyonunun Feynman'ın yol integrali aracılığıyla gösterdiğimiz sembolizasyonumuzda, ufak bir revizyon yapmamız gerekiyor.

Zamanın süperpozisyonu teorisine; üstat Yılmaz Öner'in 'zaman enlemi' kavramını kattığımızda, teorimiz kuramsal yapısına da kavuşmuş oluyor. Biz ilk makalemizde dalga fonsiyonumuzu; ₭(x,t) şeklinde tanımlamıştık. Zaman enlemi ile beraber artık dalga fonksiyonumuzun; ₭(x,,t) şeklinde ifade edilmesi gerektiği görülecektir. Çünkü artık işin içerisinde, maddenin içsel doğasındaki 'virtüel zaman' kavramı da vardır. Ve madde, bu genlik alanını da kapsar.


Artık dışsal zaman 't0' anında, parçacığın 'x0' konumuda ve '0' potansiyelinde bulunma olasılığı: | ₭(x0 ,  t0 , 0) |2 şeklinde ifade edilecektir.

Artık parçacık herhangi bir (t) anında; zaman enleminde tek bir () değeri olmak zorunda değildir. Parçacık konumda olduğu gibi, (123,...) gibi olası tüm içsel zaman alternatiflerinde de süperpozisyondadır. İşte bu; mevcut bilimsel paradigmanın seyrini değiştirecek olan, zamanın süperpozisyonu teorimizdir.

Parçacık zamanın süperpozisyonunda, standart Feynman'nın yol integralini genişlettiğimiz halinde; (xi i) başlangıç noktasından, (xf f) nihai konumuna gitmek için; tüm olası konum yollarını 'x(t)' ve virtüel zaman alternatiflerini (t) dener. O halde artık parçacığın (xi) durumundan, (xf) durumuna; ti → tf aktüel zaman aralığında gitme genliği; yani zamanın süperpozisyonunun nihai formülü şu şekilde ortaya çıkmaktadır:

₭(x,,t) = ₭ (xff, tf ; xii , ti) = ∫ D[x(t)] ∫ D[(t)] eiS[x(t),ⱡ(t)]/h

₭; dalga fonksiyonunu ifade eder. Parçacığın bir durumdan diğerine gitme olasılık genliğidir.

∫ D[x(t)] ifadesi; konum integralidir. Parçacığın gidebileceği tüm olası konumları ifade eden, standart Feynman yol integralidir.

∫ D[(t)] ifadesi; zaman enlemi integralidir. Teorimizin matematiksel gövdesi olan; parçacığın deneyimleyebileceği tüm olası içsel zaman alternatiflerini temsil eder. Zamanın süperpozisyonu içerisinde, parçacığın geçmiş ve gelecekteki tüm olası yollarını kapsar.

S[x(t) , (t)] ifadesi; bu makalede ilk kez gösterdiğimiz aksiyondur. Doğanın dinamik yapısının tam karşılığıdır. Belirli bir x(t) konum yolu ve (t) zaman yolunun maliyetini belirler.

Burada tanımladığımız zamanın süperpozisyonunun genişletilmiş nihai aksiyonu, nihai dalga fonksiyonu formülünde yerine yerleştirildiğinde; nihai sembolizasyonumuzun tam görüntüsü ortaya çıkar. İşte bu; eşi ve benzeri olmayan, mikro-makro alem arasında bir köprü kuran, tarihin en derin ve sezgisel teorilerinden birisi olan; zamanın süperpozisyonu teorimizin nihai fiziksel ve matematiksel görüntüsüdür.

Bir kez daha değinmek istiyorum ki; zamanın süperpozisyonu teorimiz, zamanın en büyük düşünür ve bilim adamlarından birisi olan; fizik alanında Einstein, Schrödinger kalibresinde bir fizikçi olan üstat Yılmaz Öner'in olasılıkçı determinizm teorisinden esin kaynağı alarak geliştirdiğimiz bir teoridir.* Onun düşünceleri ve gerçeklik kavrayışı, geleceğin bilimsel düşüncesine damga vuracak ve  hep bize ilham kaynağı olmaya devam edecektir.

* Yılmaz Öner'in Prodeterminizm teorisi için detaylı bilgi isteyenler; bu blogta yazdığım, bu teori ile ilgili açıklayıcı kısa makalelerime bakabilirler.

21 Temmuz 2025 Pazartesi

Erwin Schrödinger'in Süperpozisyon Kuramı Aracılığıyla Zamanda Yolculuk Mümkün Olabilir Mi?

Erwin Schrödinger

Schrödinger'in kuantum mekaniği üzerindeki çalışmaları ve özellikle süperpozisyon kuramıyla beraber; klasik fizikten farklı olarak maddenin konumu ve enerjisi artık deterministik sabit bir değişken değil, olasılıksal bir bütünlük olarak görülmeye başlandı. İşte bu, bir devrimin başlangıcıydı. Aslında kuantum teorisine göre bir parçacık mikro ölçekte, enerji ve konum olarak bir olasılıksal değerden başka bir şey değildir. Bizim düşüncemize göre de madde, gerçekte olasılıksal bir potansiyeldir ve aktüel zamanda bunun sadece bir formuyla kendisini açığa çıkarır ki; işte bu, maddenin ani gerçekleşme olasılığından başka bir şey değildir. Peki ya zamanın da kendisi olasılıksal bir potansiyelse? Schrödinger'in süperpozisyon kuramına göre; bir parçacığın konumu ve enerjisi ölçüm yapılmadan önce birden fazla olası durumdadır. Ve bu olası durumlar, o maddenin potansiyel bütünlüğünü oluşturur. Gözlem anında süperpozisyon çöker ve madde belirli bir konum ve enerji değerinde gözlemlenir. Peki ya bir parçacık, konumda olduğu gibi zamanda da süperpozisyondaysa?

Eğer gerçeklik dediğimiz yani aktüel gerçeklik olarak tarif ettiğimiz olgu; virtüel enerji alternatiflerinin ani gerçekleşme olasılığına göre, maddenin potansiyellerinden sadece bize gösterdiği bir yönü ise; bu enerji alternatifleri gelecekteki ve hatta geçmişte kalan virtüel zaman alternatifleriyle paralel bir şekilde ilerler. Yani aslında bir maddenin tüm potansiyel formları, geçmiş ve gelecekteki bir zaman aralığında da olasılıksal olarak bulunur. Yani bizim iddiamıza göre; zaman da süperpozisyondadır.
 
Bir parçacık konumda olduğu gibi zamanda da süperpozisyondaysa bu; geleceğin deterministik olmadığı, potansiyel olarak bir çok gelecek alternatifinin aynı anda varolduğu anlamına gelir. Üstelik gözlem anında süperpozisyon çökeceğinden, bu hareket teorik olarak kontrol edilebilir bir hale bile geliyor. Hatta zamanı virtüel alternatif olanakları olarak konumlandırmak; zaman yolculuğu üzerindeki bir çok paradoksu çözmenin kapısını da aralıyor.

Ancak, kuantum mekaniğinde zaman ölçülemezdir. Maddenin konumu, enerjisi ölçülebilir; ancak zaman bir parametre, yani bir fon olarak temsil edilir. Bu nedenle kuantum mekaniğinde bir zaman operatörü yoktur. Bu nedenle zaman yolculuğu teorileri için kuantum mekaniğinde önemli kısıtlamalar vardır. Çünkü, zamanın süperpozisyonda olması kuantum mekaniğine ters bir şey olmamasına rağmen; kuantum fizik teorisi içerisinde kanıtlanabilmiş bir olgu değildir. Ancak biz bu düşüncemizi Yılmaz Öner'in Prodeterminizm teorisini açıklarken de belirttiğimiz; Schrödinger dalga fonksiyonundaki Hamiltoniyen Operatörü'nün (H) değişim dinamiğiyle destekleyebiliriz. H operatörü, maddenin değişim dinamiğinin zaman içerisinde nasıl dönüştüğünü anlatır. Biz bu operatöre maddenin içsel dinamiğine etki eden bir anlam yüklemiştik.  Buna göre zamanın ilerleyişi, sistemin kendi değerleri ve enerji seviyleri tarafından içsel olarak tetiklenen bir evrim sürecidir. Schrödinger'in dalga fonksiyonundaki H operatörünün evrimi, bizim düşüncemizin teorik temellerinden birini oluşturur. Çünkü; sistemin kendi içsel enerji dinamikleri, onun zaman içerisindeki tüm olası gelişim yollarını içeriyorsa; o sistemin gelecekteki tüm olası formlarının da bir süperpozisyon içinde varolduğunu söyleyebiliriz.

Kauntum teorisinde bir parçacığın x konumunda olma olasılığı; P(x) = |Ψ (x,t)|² dalga fonksiyonu ile gösterilir. Bu; parçacığın t anında, x konumunda bulunma olasılığını verir. Ancak eğer zaman da süperpozisyondaysa o halde, zamanın kendisi de bir değişkendir. Yani parçacığın sadece  x konumunda değil, aynı zamanda t zaman diliminde de belirli bir olasılıkta bulunma durumu vardır. O halde bizim aradığımız P(x₀,t₀) değeri; parçacığın belirli bir (x,t) noktasında bulunma olasılığını arayan ve bir uzay zaman genliği alanını ifade eden, zamanın da değişken olarak ele alındığı dalga fonksiyonun karesi olacaktır. Bir ölçüm yapıldığında, süperpozisyon çökecek ve o parçacık (x₀,t₀) durumunda gerçekleşecektir. Şu unutulmamalıdır ki; bizim burda ifade ettiğimiz teorik zeminler, kuantum teorisini dahi aşan düşüncelerdir.
Peki Schrödinger'in süperpozisyon teorisinin bizim geliştirdiğimiz yorumunuyla beraber, bir zaman makinesi yapılmak istenseydi bu; teorik olarak mümkün olabilir miydi? Bu makinenin yapımında ve çalışmasında ne gibi problemlerle karşılaşılırdı?
 
Bir parçacığın gözlemlenmediği sürece sadece konumda değil, belirli bir zaman aralığında da süperpozisyonda olması hipotezi; zaman yolculuğuna teorik bir zemin aralar. Ancak geçmiş zaten gözlemlenmiş olduğundan, yani süperpozisyon çöktüğünden; onu tekrar süperpozisyona almak çok yüksek bir enerji yükü gerektirecektir. Ancak gelecek, mevcut anın farklı olasılıksal durumlarının süperpozisyonu olduğundan; geleceğe yolculuk, gelecekteki bir olasılıksal zamana hareket etmeyi ifade eder ve bu nedenle daha olasıdır.
 
Zamanın süperpozisyonu düşüncesi entropi olgusuna farklı bir bakış açısı getirir. Entropinin sürekli artmasının nedeni, zamanın bu dinamik ve olasılıksal yapısıyla ilgilidir. Madde, her geçen zaman ilerleyişinde daha fazla olasılıksal değerlere bölünür. Süperpozisyon her çöktüğünde daha fazla enerji potansiyeli ve zaman alternatifleri ortaya çıkacaktır. Yani zamanın entropi okunun sürekli artması, bu süperpozisyon içinde gerçekleşen olası yolların doğal bir sonucudur.

Böyle bir makinenin karşılaşacağı en temel problemlerden biri de, koherans sorunudur. Koherans, süperpozisyondaki parçacığın olası tüm formlarının birbirleriyle tutarlı olması gerektiğini ifade eder. Yani zamanda hareket ettirilecek obje, dışardan bir etkiye uğrayıp dekoherans yani bilgi kaybına uğramamalıdır. Bunun için zaman makinesinin dış dünyadan tamamen soyutlanması ve objenin tam izolasyona alınması gerekir. Ve süperpozisyonun çökmemesi ve kontrolü için, bu izolasyonun istenilen süreç boyunca korunması gerekir.

Eğer böylesine bir makine gelecekte inşa edilebilseydi, çalışma prensibi şu şekilde olurdu: Zamanda seyahat edecek nesne zaman makinesi altında süperpozisyona sokulur. Böylece nesne, hem gelecekte hem de geçmişteki haliyle varolur. Bir enerji yoğunluğu ve zamanın da bir değişken olduğu dalga fonksiyonları kullanılarak zaman bükülmesi yaratılır ve nesnenin gelecekteki bir olasılığı gözlemlenir. Süperpozisyon çöker ve nesne gelecekteki anına yerleştirilir.

Zamanın süperpozisyon teorisi; zaman yolculuğunda ortaya çıkan paradoksların çözülmesi için yeni alternatif senaryolar oluşturur. Örneğin; zaman yolculuğunu sınırlayan büyükbaba paradoksunda, bir kişi geçmişe gidip büyükbabasını öldürürse ne olur sorusuna bir çözüm sunar. Çünkü bu durumda böyle bir eylem; o belirli geçmişin süperpozisyondaki olasılıksal dağılımını değiştirir. Bu müdahale o ana kadar varolan zaman çizelgesini iptal etmek yerine, yeni bir gerçekleşmiş zaman çizelgesi yaratır. Yani; orjinal zaman çizelgesi tamamen yok olmaz, sadece potansiyel zaman çizelgelerinden başka birinin seçilmesi durumu oluşur. Bu yorum çoklu evrenler teorisine benzese de, burada gerçekleşmemiş ama gerçekleşme potansiyeli olan alternatif evrenlerden söz ettiğimizi söylemeliyiz.

Bizim teorimize göre; bir parçacık yalnızca uzayda değil, zamanda da süperpozisyondadır. Bu parçacıkta, onun gelecekteki tüm formları potansiyel olarak vardır. Bu teori zamanı da bir değişken olarak görerek, Schrödinger'in dalga fonksiyonunu zamansal boyutta genişletir. Hiçbir şeyin kader olmadığını; her şeyin eylemlerimizin, gözlemlerimizin ve doğanın içsel dinamiklerinin bir dengesi olduğunu; yani bir seçim olduğunu gösterir.

Bu makale aslında bizim daha önce açıkladığımız, Yılmaz Öner'in ortaya koyduğu ve benim de katkı sunduğum olasılıksal determinizm düşüncelerimizin sonuçlarından biridir. Bizim teorimiz zaman yolculuğu konusunu, zaman çizgisinin bir ihlali olma anlamından çıkarıyor. Ona, olasılıksal alternatif zaman boyutları arasında bir geçiş anlamı yüklüyor. Zamanın süperpozisyonundaki belirli bir dalını aktive etme eylemi olarak onu yeniden tanımlıyor.