zamanda yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zamanda yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2025 Pazartesi

Erwin Schrödinger'in Süperpozisyon Kuramı Aracılığıyla Zamanda Yolculuk Mümkün Olabilir Mi?

Erwin Schrödinger

Schrödinger'in kuantum mekaniği üzerindeki çalışmaları ve özellikle süperpozisyon kuramıyla beraber; klasik fizikten farklı olarak maddenin konumu ve enerjisi artık deterministik sabit bir değişken değil, olasılıksal bir bütünlük olarak görülmeye başlandı. İşte bu, bir devrimin başlangıcıydı. Aslında kuantum teorisine göre bir parçacık mikro ölçekte, enerji ve konum olarak bir olasılıksal değerden başka bir şey değildir. Bizim düşüncemize göre de madde, gerçekte olasılıksal bir potansiyeldir ve aktüel zamanda bunun sadece bir formuyla kendisini açığa çıkarır ki; işte bu, maddenin ani gerçekleşme olasılığından başka bir şey değildir. Peki ya zamanın da kendisi olasılıksal bir potansiyelse? Schrödinger'in süperpozisyon kuramına göre; bir parçacığın konumu ve enerjisi ölçüm yapılmadan önce birden fazla olası durumdadır. Ve bu olası durumlar, o maddenin potansiyel bütünlüğünü oluşturur. Gözlem anında süperpozisyon çöker ve madde belirli bir konum ve enerji değerinde gözlemlenir. Peki ya bir parçacık, konumda olduğu gibi zamanda da süperpozisyondaysa?

Eğer gerçeklik dediğimiz yani aktüel gerçeklik olarak tarif ettiğimiz olgu; virtüel enerji alternatiflerinin ani gerçekleşme olasılığına göre, maddenin potansiyellerinden sadece bize gösterdiği bir yönü ise; bu enerji alternatifleri gelecekteki ve hatta geçmişte kalan virtüel zaman alternatifleriyle paralel bir şekilde ilerler. Yani aslında bir maddenin tüm potansiyel formları, geçmiş ve gelecekteki bir zaman aralığında da olasılıksal olarak bulunur. Yani bizim iddiamıza göre; zaman da süperpozisyondadır.
 
Bir parçacık konumda olduğu gibi zamanda da süperpozisyondaysa bu; geleceğin deterministik olmadığı, potansiyel olarak bir çok gelecek alternatifinin aynı anda varolduğu anlamına gelir. Üstelik gözlem anında süperpozisyon çökeceğinden, bu hareket teorik olarak kontrol edilebilir bir hale bile geliyor. Hatta zamanı virtüel alternatif olanakları olarak konumlandırmak; zaman yolculuğu üzerindeki bir çok paradoksu çözmenin kapısını da aralıyor.

Ancak, kuantum mekaniğinde zaman ölçülemezdir. Maddenin konumu, enerjisi ölçülebilir; ancak zaman bir parametre, yani bir fon olarak temsil edilir. Bu nedenle kuantum mekaniğinde bir zaman operatörü yoktur. Bu nedenle zaman yolculuğu teorileri için kuantum mekaniğinde önemli kısıtlamalar vardır. Çünkü, zamanın süperpozisyonda olması kuantum mekaniğine ters bir şey olmamasına rağmen; kuantum fizik teorisi içerisinde kanıtlanabilmiş bir olgu değildir. Ancak biz bu düşüncemizi Yılmaz Öner'in Prodeterminizm teorisini açıklarken de belirttiğimiz; Schrödinger dalga fonksiyonundaki Hamiltoniyen Operatörü'nün (H) değişim dinamiğiyle destekleyebiliriz. H operatörü, maddenin değişim dinamiğinin zaman içerisinde nasıl dönüştüğünü anlatır. Biz bu operatöre maddenin içsel dinamiğine etki eden bir anlam yüklemiştik.  Buna göre zamanın ilerleyişi, sistemin kendi değerleri ve enerji seviyleri tarafından içsel olarak tetiklenen bir evrim sürecidir. Schrödinger'in dalga fonksiyonundaki H operatörünün evrimi, bizim düşüncemizin teorik temellerinden birini oluşturur. Çünkü; sistemin kendi içsel enerji dinamikleri, onun zaman içerisindeki tüm olası gelişim yollarını içeriyorsa; o sistemin gelecekteki tüm olası formlarının da bir süperpozisyon içinde varolduğunu söyleyebiliriz.

Kauntum teorisinde bir parçacığın x konumunda olma olasılığı; P(x) = |Ψ (x,t)|² dalga fonksiyonu ile gösterilir. Bu; parçacığın t anında, x konumunda bulunma olasılığını verir. Ancak eğer zaman da süperpozisyondaysa o halde, zamanın kendisi de bir değişkendir. Yani parçacığın sadece  x konumunda değil, aynı zamanda t zaman diliminde de belirli bir olasılıkta bulunma durumu vardır. O halde bizim aradığımız P(x₀,t₀) değeri; parçacığın belirli bir (x,t) noktasında bulunma olasılığını arayan ve bir uzay zaman genliği alanını ifade eden, zamanın da değişken olarak ele alındığı dalga fonksiyonun karesi olacaktır. Bir ölçüm yapıldığında, süperpozisyon çökecek ve o parçacık (x₀,t₀) durumunda gerçekleşecektir. Şu unutulmamalıdır ki; bizim burda ifade ettiğimiz teorik zeminler, kuantum teorisini dahi aşan düşüncelerdir.
Peki Schrödinger'in süperpozisyon teorisinin bizim geliştirdiğimiz yorumunuyla beraber, bir zaman makinesi yapılmak istenseydi bu; teorik olarak mümkün olabilir miydi? Bu makinenin yapımında ve çalışmasında ne gibi problemlerle karşılaşılırdı?
 
Bir parçacığın gözlemlenmediği sürece sadece konumda değil, belirli bir zaman aralığında da süperpozisyonda olması hipotezi; zaman yolculuğuna teorik bir zemin aralar. Ancak geçmiş zaten gözlemlenmiş olduğundan, yani süperpozisyon çöktüğünden; onu tekrar süperpozisyona almak çok yüksek bir enerji yükü gerektirecektir. Ancak gelecek, mevcut anın farklı olasılıksal durumlarının süperpozisyonu olduğundan; geleceğe yolculuk, gelecekteki bir olasılıksal zamana hareket etmeyi ifade eder ve bu nedenle daha olasıdır.
 
Zamanın süperpozisyonu düşüncesi entropi olgusuna farklı bir bakış açısı getirir. Entropinin sürekli artmasının nedeni, zamanın bu dinamik ve olasılıksal yapısıyla ilgilidir. Madde, her geçen zaman ilerleyişinde daha fazla olasılıksal değerlere bölünür. Süperpozisyon her çöktüğünde daha fazla enerji potansiyeli ve zaman alternatifleri ortaya çıkacaktır. Yani zamanın entropi okunun sürekli artması, bu süperpozisyon içinde gerçekleşen olası yolların doğal bir sonucudur.

Böyle bir makinenin karşılaşacağı en temel problemlerden biri de, koherans sorunudur. Koherans, süperpozisyondaki parçacığın olası tüm formlarının birbirleriyle tutarlı olması gerektiğini ifade eder. Yani zamanda hareket ettirilecek obje, dışardan bir etkiye uğrayıp dekoherans yani bilgi kaybına uğramamalıdır. Bunun için zaman makinesinin dış dünyadan tamamen soyutlanması ve objenin tam izolasyona alınması gerekir. Ve süperpozisyonun çökmemesi ve kontrolü için, bu izolasyonun istenilen süreç boyunca korunması gerekir.

Eğer böylesine bir makine gelecekte inşa edilebilseydi, çalışma prensibi şu şekilde olurdu: Zamanda seyahat edecek nesne zaman makinesi altında süperpozisyona sokulur. Böylece nesne, hem gelecekte hem de geçmişteki haliyle varolur. Bir enerji yoğunluğu ve zamanın da bir değişken olduğu dalga fonksiyonları kullanılarak zaman bükülmesi yaratılır ve nesnenin gelecekteki bir olasılığı gözlemlenir. Süperpozisyon çöker ve nesne gelecekteki anına yerleştirilir.

Zamanın süperpozisyon teorisi; zaman yolculuğunda ortaya çıkan paradoksların çözülmesi için yeni alternatif senaryolar oluşturur. Örneğin; zaman yolculuğunu sınırlayan büyükbaba paradoksunda, bir kişi geçmişe gidip büyükbabasını öldürürse ne olur sorusuna bir çözüm sunar. Çünkü bu durumda böyle bir eylem; o belirli geçmişin süperpozisyondaki olasılıksal dağılımını değiştirir. Bu müdahale o ana kadar varolan zaman çizelgesini iptal etmek yerine, yeni bir gerçekleşmiş zaman çizelgesi yaratır. Yani; orjinal zaman çizelgesi tamamen yok olmaz, sadece potansiyel zaman çizelgelerinden başka birinin seçilmesi durumu oluşur. Bu yorum çoklu evrenler teorisine benzese de, burada gerçekleşmemiş ama gerçekleşme potansiyeli olan alternatif evrenlerden söz ettiğimizi söylemeliyiz.

Bizim teorimize göre; bir parçacık yalnızca uzayda değil, zamanda da süperpozisyondadır. Bu parçacıkta, onun gelecekteki tüm formları potansiyel olarak vardır. Bu teori zamanı da bir değişken olarak görerek, Schrödinger'in dalga fonksiyonunu zamansal boyutta genişletir. Hiçbir şeyin kader olmadığını; her şeyin eylemlerimizin, gözlemlerimizin ve doğanın içsel dinamiklerinin bir dengesi olduğunu; yani bir seçim olduğunu gösterir.

Bu makale aslında bizim daha önce açıkladığımız, Yılmaz Öner'in ortaya koyduğu ve benim de katkı sunduğum olasılıksal determinizm düşüncelerimizin sonuçlarından biridir. Bizim teorimiz zaman yolculuğu konusunu, zaman çizgisinin bir ihlali olma anlamından çıkarıyor. Ona, olasılıksal alternatif zaman boyutları arasında bir geçiş anlamı yüklüyor. Zamanın süperpozisyonundaki belirli bir dalını aktive etme eylemi olarak onu yeniden tanımlıyor.

15 Ağustos 2019 Perşembe

Doğa Yasalarına Giriş ve Toplumsal Alanın Reddi Üzerine XV


VIII

Tüm varolan değişimler sayıyla ölçülemeyecek olsa da; bir bütün olarak tek bir yöne doğru devinir. Bu, tüm varoluşun asli olan yokluğa doğru sonsuz deviniminden başka bir şey değildir.

Varoluş alanındaki her şey, kendi kendisini açıklama yönünden eksiktir. Hep başka bir şey tarafından açıklanmak zorundadır. Nedeni kendisi tarafından kapsanan bir şey, varolmaya çelişki içerir. Nedeni hep kendisi dışında aranmalıdır. Çünkü; varolmak demek kendi özünü aşan bir yük gerektirir ki bu, değişime karşı bir direnç ile kendisini gösterir. Her şey değişime karşı direnme eğilimindedir ki; varolan bir şey, bunu gerçekleştiremediği için zaten vardır. Ancak, bu direncin bir şey tarafından dengelenmesi zorunludur. Bu ise, o şeyin kendi kendisi tarafından sağlanamayacaktır. Öyle olsaydı bu; sadece o şeyin değil, hiçbir şeyin varolamaması demek olurdu. Aynı zamanda hiçbir şeyin değişmemesi de. Çünkü; varoluş alanındaki her şey, birbirleriyle doğrudan veya dolaylı olarak etkileşim halindedir. Bağımsız bir varlık asla düşünülemez. Varolan herhangi bir şeyin dışında bir varlık alanı da. Bu; farklı ve paralel uzay zaman boyutlarında farklı varlık durumlarının olamayacağı değil, etkileşimsiz varlık alanlarının olamayacağı anlamındadır. Varlıkta etkileşimsiz bir şeyin olması imkansızdır ve bu durumda o, zaten yokluktur. Etkileşim halindeki bir şey ise, mutlak değişim ve bu değişime karşı bir direnç halindedir. Ancak bu direncin karşı etkisi, kendisi tarafından sağlanamayacağı gibi; varolan başka bir şey tarafından da sağlanamaz. Değişime karşı direncin nedeni, her şeyin yokluğa ulaşma eğiliminden gelir. Bu karşı etki, o şeyin kendisi tarafından sağlanamayacaktır. Çünkü; böyle bir gücün varlığı demek yine bir varoluş alanıdır. Bu; varoluş alanında tanımlanamayacak, kendi kendisinin nedeni olan mutlak bir güç gerektirir. Bu yüzden bu etki, başka varolan şeylerle yine etkileşim halinde olmak zorundadır. Aksi durumda kendi kendisinin nedeni olan bir şeyle; kendi kendisini varetme potansiyelinden yoksun olan, ama bu ikisinin arasında hiçbir etkileşim olmayan iki farklı varlık durumu ortaya çıkar. Böyle bir düzen; varolmanın iki çelişik ama gerçekleşmiş durumu olacağından saf akıl tarafından reddedilir. Mutlak bir güç ise, başka bir şeyle etkileşime giremez. Çünkü her etkileşim, bir etkilenim gerektirir. Bu, kendi kendine kaim olan bir şeyin değişmesinden başka bir şey değildir. Oysa böyle bir şey değişim halinde olamaz ve bu nedenledir ki; var da olamaz. Ancak varolan bir şeyin direncinin bu karşı etkisi, başka bir varlıkta da olamaz ki; zaten bu durum aynı çelişkili duruma yol açacaktır. Öyle ki zaten, bütün varlıklar birbirleri açısından başkadır. Bu karşı etki; varlık alanında olamayacağından da, tüm varolan şeyler değişim halindedir. Bu karşı etki, varoluşun dayandığı şey olan yokluktadır. Yokluk gerçekleşmemiş sonsuz potansiyelitedir. Varoluş ise, onun gerçekleşmiş tek istisnası. Varoluşun bu karşı etkisi, yokluktaki bir potansiyelitedir. Varolan her şey ise, işte yokluktaki bu potansiyelitesine devinir.

Değişimlerin veya devinimlerin ise, bir sona ulaşması düşünülemez. Aynı şekilde bir başlangıcının olması da. Yokluktan hiçbir şey oluşamaz. Bir şey hiçbir şekilde tam olarak yokluğa da ulaşamaz. Yoklukta bir kapı yoktur. Varlık ile yokluk arasında uzamsal bir mesafe düşünülemeyeceği gibi, zihinsel bir uzaklık da tasarlanamaz. Yokluğa doğru devinim kelimenin en yalın anlamıyla, hiçbir şekilde bir yaklaşma değildir. Burada ne uzamsal, ne de zihinsel hiçbir mesafe yoktur. Çünkü zaten; varoluşun her anında yokluk da vardır. Varolan şeylerin gerçekleşme olasılığı veya gerçekleşmemiş potansiyel olasılıkları her devinimde artar. Bunların ikisi de, bir tür sonsuzluktur. Ancak; tamamen farklı türden sonsuzluklar. Aslında biz bu ilkeyi, termodinamiğin ikinci yasasından biliyoruz. Ancak bunu, bir düzensizlik olarak. Oysa ki bu sadece; henüz tam oturmamış insan zihni için bir düzensizliktir. Varoluşta artan düzensizlik değil; ondaki yokluğun potansiyelitesidir. Tıpkı burada evrenin bir başlangıcı veya sonunun değil; varoluşun bir başlangıcının veya sonunun olamayacağını söylemem gibi. Varoluşun her deviniminde iki şeyin artacağını söylemiştim. Varlığın kendi içindeki olasılıkları ve yokluğun potansiyelitesi. Ancak; ikincisini karşılayacak bir tepki, varoluşta bulunamaz.

Varoluşun deviniminde artan olasılıklar, insan aklı tarafından kavranabilinir. Örneğin; çok oyunculu ve farklı takımların bulunduğu bir oyunda, oyuncuların verdiği her kararlar ve eylemler; oyunun gidişatı ve sonucu üzerinde sonsuz olasılık alanları oluşturur. Ancak bir de; her oyuncunun almadığı ve uygulamadığı sonsuz kararlar ve eylemler vardır. Bu alan ise, sonsuz içerisinde sonsuzlar alanıdır. Masamın üzerinde duran bir kalemin, evren üzerinde bulunabileceği sonsuz koordinat alanı vardır. Masamın yüzeyi sınırlı bir alan olsa dahi. Çünkü, uzamın bölünemez bir parçası yoktur. Ancak varoluşta, sadece belirli bir koordinat alanı üzerinde bulunmaktadır. Ve bunun devinimi veya değişimi, başka varoluş alanlarında sonsuz etkiler yapar. Dolaylı veya dolaysız olarak. Ve bu her etkilenimin yokluk üzerinde yine, sonsuz içerisinde sonsuzca potansiyelitesi vardır. Ve buna etkiyen her başka devinimin oluşturdukları dahi. Bu kapalı sistemin dışarıya her açılma hamlesi, yoklukta katlanan sonsuz alanları oluşturur. Ayrıca üstelik, kalemin yokluğunun kendisinin de. Bu yine sonsuz içerisinde, başka bir sonsuzdur. Sonuç olarak varoluşun sonsuzluğu; insan aklı tarafından kavranabilen matematiksel bir sonsuzluktur. Ancak yokluğun sonsuzluğu, matematiksel değildir. Bu yüzden; doğayı ve varoluşu sadece matematiksel yollarla düşünebiliriz. Ancak yokluk, matematiksel olarak kavranılamaz. Ve büyük bir ihtimalle, hiçbir şekilde de. İnsanların Tanrı'yı kavrayamamasının nedeni de budur. Çünkü onlar, onu anlatmaya çalışırken; aslında yokluğu anlatırlar.

İnsan aklı yokluğun potansiyelitelerini kısmi olarak zihninde tasarlayabilir. Örneğin; bir mimarın çizdiği bir taslak veya bir romancının kurgusal dünyası. Ancak bu tasarımlar; fiilen gerçekleşmese de, zihinsel gerçeklik taşırlar ve bu nedenle de bunlar; hiçbir şekilde yokluk olmayacak, diğer yoklukta gerçekleşen istisnai durumlar gibi bir tür varoluş alanı olacaktır. Çünkü yokluk; kısmi olarak temsil edilemez, bölünemez ve parçalanamaz, değişemez ve bir bütündür. Bu nedenle zihindeki bu tasarımlar da; yokluğun kendisi değil, onun istisnası olan varoluş alanlarıdır. Kurgusal dünya fantastik öğeler taşısa dahi bir şey farketmez çünkü; zihinde tasarlanan fantastik ve olağanüstü dünyalar, doğa yasalarının çarpık bir gösteriminden başka bir şey değildir.

Varolan her şey ona yönelen etkiye karşı, onu tam olarak karşılayacak bir tepki vermeye çalışır. Bunu Newton'ın yasalarından biliyoruz ki; bu, algısal veya düşünsel etkilenimlere kadar genişletilebilinir. Ayrıca her şey, bulunduğu durumu korumak ister. Bunu da Galileo'dan beri biliyoruz. Bunlar, varolan her şeyin değişimi en aza indirgeme çabasıdır ki; onu tamamen durduramaz. Varlık değişime kendi özünde bir direnç taşır. Varoluşta her etki, yoklukta sonsuz içerisinde sonsuzca potansiyelite oluşturur ki; eğer değişim veya devinimin durması istenirse, bunların hepsinin bir bütün olarak varoluş alanına çıkması veya orada temsil edilmesi gerekirdi. Ancak bu; varolmanın kendisi için bir imkansızlıktır. Varoluş, buna karşı tek bir yönden verilen tepkinin kendisidir ki; bu tek bir yön dahi, yokluğun bir çok yönden sonsuzluğunu taşır. Varoluş zaten ikincildir. Birincil olan değişimdir. Ancak bunlar, zamansal değillerdir. Yani, öncelik sonralık ilişkisi olarak düşünülemez. Yokluk hem kendisi açısından, hem de varoluşla ilgisi açısından; mutlak etkileşimsizdir. Varoluşun henüz gerçekleşmemiş olasılıkları, bilkuvve olarak bulunur. Yokluğun bilkuvve olasılıkları yoktur ki; varoluşun her akışında gerçekleşmemiş potansiyeliteler bir bütün olarak bulunurlar. İster devinimin öncesinde, isterse henüz gerçekleşmemiş veya hiç gerçekleşmeyecek sonrasında bulunsun.  Böylece her devinimde, varlıksal bir çöküş bulunur. Her devinim, varoluşu daha fazla istisnaya sürükler. Yokluğa doğru devinim, varlığın özünde gerçekleşir. Bu; doğada dairesel olarak da gerçekleşir, doğrusal olarak da. Bir bütün olarak bakıldığında bu; aynı çizginin birbiriyle bağlantılı ve birbirleri ardına toplamda çizgisel bir yön oluşturacak şekilde konumlanan eliptik halkaların, tek bir yöne ilerleyişi gibidir.

Varoluşun deviniminde bir çok yönelimler; artımlar, azalımlar ve denge bulunsa da; bu yönelim tek yönlüdür. Yokluğa doğru devinimin zorunlu olarak niceliksel olarak temsil edilmesi gerekmese de; onda niceliksel bir yön de bulunmalıdır. Ancak bunun gözlenebilinmesi için; varoluşun devinimine bir bütün olarak bakılabiliniyor olunması gerekir. Bu; karmaşık ve henüz gerçekleşmemiş bir süreç olsa da, insan aklı için imkansız değildir. Bu yönelim, geri alınabilinecek bir süreç de değildir. Çünkü; gerçekleşen her değişim, tam olarak ne zihinsel ne de duyusal algılanamaz veya varoluşta tasarlanamaz sonsuzca potansiyeliteler yaratır. Bu; devinimde gerçekleşen, her özün kendini temsil edebilme gücündeki tükeniş, onun silinikleşmesi; işte, yokluğa doğru devinimin kendisidir.

Zaman da nasıl ele alınırsa alınsın, tasarlanılsa tasarlansın; geri dönüşemez. Ancak zamanın devinimi, artıp azalabilir. Zaman, sonsuzca en küçük noktasına kadar yavaşlatılabilinir. Ancak; mutlak sıfır noktasında bulunamaz. Günümüzün popüler bilim dünyasında en çok konuşulan konulardan birisidir, zamanda yolculuk. Zamanda yolculuktan; mevcut olarak bilinen bir devinimin öncesinde bulunma ve buna müdahale edebilme gücünü anlıyorum. Burada birinci koşulda problem yoktur. Buradaki sorun, ikinci koşulda gerçekleşir. Yani onun değiştirilmesinde. Zamanın herhangi bir anı gözlemlenebilinir, hatta o anda dışsal olarak dahi bulunulmasında mantıksal bir problem yoktur. Tıpkı; farklı paralel zaman ve uzay boyutlarının bulunabileceği, ancak bunun farklı tamamen bağımsız varoluş türü olmadığı ve etkileşimsiz birbirinden ayrı varoluş alanlarının olamayacağını söylemem gibi. Varolan bir şey, diğer varolan her şeyle etkileşim halinde bulunur. Leibniz'in monadolojide farklı kavramlarla güzelce açıkladığı gibi. Geçmişteki bir devinim veya bizim öyle sandığımız bir zaman boyutu; başka varoluş alanında temsil edilerek gözlemlenebilinir. Burada etkileşim yine vardır; zaten gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi devam eden olarak etkileşim, ondan farklı yeni etkileşim olanakları olarak değil. İşte zamanda yolculuk olarak adlandırılan şey ancak, başka bir zaman boyutundaki devinimin başka bir varlık alanında temsil edilmesiyle gerçekleşir. Onun değiştirilmesinde değil. Çünkü her devinim yoklukta, varlıkta tasarlanamayacak sonsuz içinde sonsuz potansiyeliteler oluşturur. İşte bu, zaten bir tekrardır. Bir boyutun, başka bir boyutta tekrar edilmesi olarak. Çünkü zaman da tıpkı diğer şeyler gibi; değişimin ve varolmanın sonuçlarıdır.